filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2013 Cumartesi

popcorn time

merhaba dostlar

bu gün bir film izledim ve paylaşmak istedim.eşcinsel temalı olan filmimiz tek dilli ve ibranice.daha önce ibraniceyi diğer dillerin eşliğinde duymutuk.ama sadece ibranice bir film izlemek dil kökeni bakımından arapçaya olan benzerliğinden ötürü oldukça tanıdık geldi. sonuçta semavi dilller statüsünde.

filmi izlediğinizde yahudi kültürüne ait öğelerle de karışılaşıyoruz. tesettür, aile içi iletişim, ibadet ve yaşam uyumu gibi kavramlar da gözlemlenebiliyor.

"einayim petukhoth" filmimizin orjinal adı. "eyes wide open" ismiyle ingilizceye çevrilmiş. divxplanette uygun altyazıları mevcut.torrent kullanarak indirip izleyebilirsiniz.

film aslanda hiç yabancı olmadığımız homofobi ekseni etrfında dönüyor. ve mükemmel tespitler yapılıyor.

"tanrı ( Yahve) onu böyle yarattıysa , oda o şekilde ona hizmet etmeli" anlamı taşıyan replik, sadece bir yahudi öğretisi değil, tüm insanlığa ait evrensel bir anlayış olmalı kanaatini pekiştirdi bende.

iyi seyirler dostlar

2 Eylül 2013 Pazartesi

...


İyi  geceler

Bi arkadaşa bakıp çıkıcaktım edasıyla yazıyorum.  Sevgili o gay umarım askere hala gidememişindir ve bu iletiyi okuyorsundur. Geçenlerde bahsettiğin filmi izledim. The perks of being a wallflower  

Şu an yüz bölgemden salgıladığım tüm sıvılar birbirine karışmış durumda. Ne kadar mutlu sonla bitse de 38 defa ard arda dualar boby için i  12 kez de kız kardeşimin hikayesini izlemişim etkisi yaptı. Altın vuruş diye buna derim.

Hemen dön gel de şu askerlikten, daha çok öğreneceğim senden  ( tam kafiye oldu bak bi de)

Görüşmek üzere….



25 Temmuz 2013 Perşembe

filmden nerelere


Merhaba

Sevgili  “o gay” bir film önerisinde bulunmuştu.” Sala samobójców (Suicide room. İntihar odası. )” Tavsiye niteliğindeki yazısında ilgimi çeken birkaç kelime görüce saldırdım filme bildiğiniz. İndirmeler, müsait zaman bulmalar derken yeni izledim filmi.


Beni baya eskilere götürdü film. Her defasında lanet okuduğum dağ başı yatılı lisesi birden gözüme sevimli gelmeye başladı. Sevimli abartı olmuş olabilir tabi de işte iyi huylu diyelim bari.


Lise hazırlıkta sınıfımın en kalıplısıydım. Nedendir bilinmez bu erken gelişimim lise birinci sınıftaki hayal karartan olaydan sonra sadece en kısmına oldu. Hücresel travmaymış. :P Boyum hala 175. Kardeşiminki 189 dayımın dedelerimin amcamın 185 üstü olduğundan azıcık haklılar gibi.


Bu fizikten dolayı okulun zaten ebedi açık kadrosuna sahip  olan güreş takımına alındım. Zaten filmi izlediğinizde “anaaaa” deyip ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bu durumu  birkaç kişi fark etti o an. Ama dağ başındaki o lise internete hatta baz istasyonlarına bile o yıllarda sahip olmadığından  çok yayılmadı. Taa ki beni lise birde resmi bir tatilde yurdun az mevcutlu olduğu bir zamanda kıstırmalarına  kadar. Gerisi malum….


Sosyal medyanın linç edici yönü maalesef çığ gibi büyüyor. Bir film diyebilirsiniz. Ama daha birkaç gün evveline kadar Şafak Sezer e de aynı yapılmadı mı ? Adamın filmlerini izlemem bile. Lakin bize göre menfi ya da müspet bir durum içine girmesi illa psikolojik linç başlatma sebebi midir? Yaptığı doğru veya yanlış, asil ya da alçakça ne olursa olsun kendi fiillerinden kendisinin mesul olacağının farkına bile varamıyoruz.


Ayrıca sosyal medyanın şöyle bir etkisi de var. Duygular dünyasında cesareti çok ön plana koyuyor. Buna ben de dahilim. Normalde olabildiğince hızlı konuşan bazen kekeleyen biriyim. – varın düşünün öğrencilerin halini- . Burada  bu durudan eser bile yok. Bu genişletilebilir. Bu durum fıtratında şiddet önemsenmeyecek ölçüde var olan bireyleri bile” sosyal medya palalıları” haline getiriyor.


Bir de sevgili o gay in bir sorusu daha vardı.” İnsanı ne kadar etki altında tutabilirsiniz?” mahiyetinde. Karakterimiz üzerinden yola çıkarsak, zaten bir linç girişimi maduru. İlgisiz aile kurbanı. Etki altında tutmaya bile gerek yok sanırım.kuzu modunda konrol altına alınacaktır.


Görüşmek üzere dostlar





3 Temmuz 2013 Çarşamba

popcorn time .....



Selamlar

Bir film izleme talihsizliğinde bulundum yine. Talihsizlik diyorum çünkü film çok harikaydı. İşlediği metaforlar,  duygulardaki giriftlik, beni uzak ülkelere götürdü. Geldiğimde ise o kadar yol gitmekten mi, yoksa ellerimin hep boş kalacağı gerçeğinin ağırlığından mı tükenmişlikle dolu uzanıverdim yatağa.

“Le Fate Ignoranti”  bahsettiğim film. “cahil periler”. İngilizceye “ the secret life” olarak gayet kısırca çevrilmiş. Yönetmen bir türk olmasaydı, muhtemelen bizde de böyle bir kısır isim çeviri olurdu. Yönetmen türk demiştim. Ferzan Özpetek. “Mine Vaganti” ya da “serseri mayın” da aynı yönetmenin gözünden bize aktarılmıştı.

Gelelim filmimize. Bana çokça sorular sordurdu yattığım yerde. Aşk paylaşılabilir mi? İkiyi bir eden olgu nasıl bölünebilir? Eğer bölünemezse yalan söyleyen mi günahkar, söyleten mi? Ya aşkın diğer yarısını elinde tutmak isteyen… Ona ne demeli?

Dedemin insanları filminde ozan karakterinin büyümüş hali girite giderken gemide “ahh metaforlar çıkın aklımdan” diyor. Özneyi değiştirip yineliyorum aynı ses tonuyla zihnimde” ahh sorular çıkın aklımdan”

 Filmler böyle yapıyor beni. Bedenen bitkin, düşünce yönüyle hırçın. Normaldir belki böyle bir şey. Ama olmasın istiyorum olsun istediğim kadar. Gitler ve geller… Hayatım ayın karşı konulamaz cazibesine kapılmış devasa bir su kütlesiymişçesine  bağımlı gibime geliyor. Elimi tutan olsunda istiyorum gece uyurken, yalnız soğuk yataklarda güne merhaba demekte. Mavi de olmak istiyorum, pembe de. Abartmak istiyorum, söndürmekte.

Facebookta selam verdiğim birine direk soru yağmuruna dediği şey geliyor aklıma “ relax olacaksın”. Mümkün mü?

Not : “neredesin aşkım” videosunu izledim. 86. Saniyede çıkan uzun saçlı sakallı kırmızımsı V yaka tişörtlü  arkadaşa buradan sesleniyorum. “Abi mahvettin beni”. Aynı görüntüyü tekrar tekrar açıp sadece ilgili kısmı izliyorum. Belki tanışırız bir gün. –sanki okuyacak da işte  laf  benimkisi de –

Sağlıcakla dostlar


21 Nisan 2013 Pazar

popcorn time

selamlar dostlar

az önce bir film izledim ve hemen koşarak paylaşmaya geldim. kendini kabul etmenin sadece bizlere özgü olmadığını senaryo dahi olsa daha farklı durumlarda da gözlemlenebileceğini anlattı bana

ismi the other son  ya da orijinal adıyla Le fils de l'autre

filmin çoğu Fransızca İngilizce arapça ve İbranice bölümlerde mevcut.

gerçekten izlenesi bir film olmuş. yani konuya o kadar kaptırdım ki kendimi oyuncuların tiplerini bile hatırlamıyorum. tekrar izleyip filmin yakışıklısını seçmem gerek :) - bu da benim takıntım işte illa seçicem birini :)-

görüşmek üzere dostlar

19 Mart 2013 Salı

popcorn time 2

merhaba dostlar;

bugün dayanamadım iş iş öğleden öncesi için izin aldım hastayım diyerek dirdim yatağımın içine açtım film izledim. -hasta mıyım? hangimizi değiliz ki :)-

hepinizin mutlaka izlediği bir filimdir sanırım. ben kardeşimin lise andacına fon olarak seçtiği müzik sayesinde tanıdım filmi. izleyememiştim bir türlü.nasip bugüneymiş. hem de bir sürü dalavereyle. belki bu durum filmden bu kadar keyif almamı sağladı kim bilir

efendim filmim  Amelie Poulainin müthiş kaderi - orjinal ismi Le Fabuleux Destin d Amelie Poulain-harkulade diyebileceğim bir filmdi. eşcinsel öğeler içermeyen film. aile ile izlenebilir mi bilemiyorum ama bence bir şekilde mutlaka izlenmeli.



sanırım sonsuz mutluluk tanımına motoru da ekliyeceğim. şu saatten sonra motor yoksa mutlulukta yok :)

sizler için bir fragman ve bir resim seçiyorum.

iyi seyirler efendim

4 Mart 2013 Pazartesi

popcorn time 1

yarının tatil olması sebebiyle rahat rahat oturup film izlemeyi sabahtan beri hayal ediyordum. çok sevgili  engin zahid vesilesiyle tanıştığım bi filmi izleme bahtiyarlığına eriştim müthiş etkilendim gözümde yaş kurumadan hemen yazmak istedim sizede

efendim öncelikle film eşcinsel temalo olduğu ve müstehcen sahnelere sahip olduğu konusunda bir uyarıda bulunmak isterim

filmimiz weekend bir önceki yazımızın konusuyla nerdeyse aynı paralellikte gidiyor. o vesileylede tam üst üste gelmiş oldu

annem benim hep bir ikizim olduğunu ama hastanede kaybettiğimizi söylerdi küçükken bana hep ikiz bi erkek kardeş isterdim annemde napsın başından savmak için sanırım hikaye yazmış bu şekilde. bende ilk çocuk saf olur derler buralarda bu lafın kurbanı olarak liseye gidene kadar hep bir ikizim olduğunu ama kaybettiğimizi düşünmüştüm

bu anektodu anlatmamın sebebi şu hayalde olsa sanırım ikiz kardeşimi filmin seneryosunda gördüm. russell karakteri hareketleriyle dahi ben Allah ım bu kadar ruh benzerliği olur dedim. fiziksel açıdan bir değerlendirme değil tabi bu.

ama filmin sonunda göz yaşı dökmemin sebebi russell karakteriyle kendimi özleştirmekle beraber bir hülya koçyiğit kartal tibet sarılmasıyla noktalanan bir final bekleyişimin gerksiz oldu gerçeğide olabilir.

iyi seyirler efendim