dostlar
yeniden iş yerimden merhaba diyerek sesleniyorum sizlere
tatil sürecini arkamda birşekilde bıraktım- ya da öyle sanıyorum - şimdi yeni işler yapma zamanı diyerek bu yılki yol haritamı belirleme gayreti içerisindeyim.
şu iki hafta içinde herşey netleşir gibi. önümüzdeki hafta zümre toplantıları silsilesiyle işgal edilmiş olsa da hedeflerimi az çok belirlerim sanırım.
herşey gönlümüzce olsun.
19 Ağustos 2013 Pazartesi
17 Ağustos 2013 Cumartesi
ortaya karışık
Merhaba
Şu son iki gün doğumu ne kadar enteresan bir kişilik
olduğumun kanıtı gibi. İstanbul, gezmek, arkadaşımla yaptığım eşsiz sohbetler. Hepsinin
yanında mısır. Ve bunlara ilave bir yanımın aşık olma çabası. Üstelik bir
heteroseksüele
Ya diyorum ben de kişilik bölünmesi var. Ya da hiçbir duyguyu
dolu dolu yaşayama, etkinse girememe, tüm evlerin sadece koridorlarını dolaşma gibi enteresan bir huyum var. Karar veremedim.
Şuan şiddetli yağmur başladı. Hava da benim gibi sanırım;
bir güneş, bir yağmur.
İstanbul da son günümü arkadaşımın tatili bitmesinden dolayı
onun işyeri civarında geçirdim. Akvaryum merakım turkuazoo ya çekti beni. Daha önce
gitmiştim. Ama erkek arkadaşımlaydım. Balıklardan ziyade onu izlemiştim. Bu seferinde
balıklar ve ben vardık. Vatozlara bakıp bakıp “ suyun içerisinde bile
uçabiliyorlarsa, ben eşcinselliğimle mutlu da olabilirim. Arzularıma, bir aile
kurmaya, yaşadığım coğrafya içerisinde topluma entegre olmuş bir eşcinsel
profiline sahip olabilirim.” Dedim.

Tabiî ki ikea yı gezdim. Bal peteği şeklindeki aynalardan alıp Manisa ya getirdim.-sanki İzmir de yokmuş gibi- hemen bir fotoğrafını çektim. Gece 22:30 da da geri dönüş başladı.
Bunlar olurken aklım hep mısırdaydı. Ölenler. Öldürenler. Tek
yaptığım dua etmek oldu. Ötesine kudretim
yetmedi. Gözümden yaş sızdı arada. O kadar. Ve çok daha fazlasını hak
ettiklerini bilip yapamamanın burukluğu oturuverdi gizliden göğsüme.
Bunların yanında arkadaşımın iş arkadaşı vardı. Takılırdık bazen
arkadaşımla.” Sana bunu ayarlıcam “ derdi. Fiziksel olarak çekici biriydi. Tanıştık.
Ve o an gitti kafam. Fiziksel olarak etkilemenin yanında ruhsal
olarak da kuşattı beni. Bilinmezlik içinde. Gözlerinden bir derdi olduğunu
okunmaktan öte direk izleniyor. Sigara üzerine sigara. Kapalı bir kutu. En son
giderken tokalaştık görüşürüz dedim. Onun ne dediğini hatırlamıyorum.kulaklarım
uğulduyordu. Yol boyunca ilgimi çekebilecek onlarca erkek görsem de birine bile
bakamadım. ve rüyalarıma konuk olmaya başladı. Adını koymak zor ama tutuldum
sanırım. İstediğim tek şey huzurlu uykusunda onu izlemek. Eksiklerini tamamlamak. ötesi yok.
Uzun zamandır hissetmediğim duygulardı bunlar.
Bir de heteroseksüel olması, bir daha görüşme ihtimalimizin
çok zayıf olması gibi durumlar platonik ötesi bir sancı olduğu olgusunu da ekliyor.
Bu üç duygunun kesişiminde yazıyorum size. İster kişilik sorunu değin ister yüzeysellik. Bu üç duyguyu da aynı anda hissediyorum. Bir arkadaştan ayrılmak, bir ülkede mazlumların acı çekmesi, birine aşka benzer duygular beslemek. İyi bir karışım değil mi?
Görüşmek üzere dostlar.
15 Ağustos 2013 Perşembe
nil 'e sesleniş
Merhaba dostlar
Dün gece eve girer girmez yazayım istedim sizlere. İsimler,
bu isimlerin etkileri kalkmadan yetiştireyim arzuladım gün boyu.
Ama gün ortasında aldığım haber kafamın bir köşesinde hep
arı kovasına layık bir uğultuyla serviş dışı modundaydı. Belki “ old english
pub “ bu yüzden çok gürültülü geldi bana. Bilemiyorum.
Kardeşimden gelen bu haber hala tüylerimi diken diken
ediyor, beni derin düşüncelere itiyor. Ne yapıyoruz biz. İnsanlık nerede, hangi
çölde, hangi vahşi hayvanların arasında konaklıyor ki böyle başı dönmüşlüklere
hala hissiz kalabiliyor.
Mısır değindim konu. Bir anda 2200 can. Haklı veya haksız
2200 can göklere kalkıyor. Hele birde bunların darbe karşıtı duruşları, azim ve
istikrar sergilemeleri , gözümde
değerlerini çok daha arttırıyor.
Sevgili dostlar, mısırda ikamet eden bir arkadaşım dün gece
internet üzerinden bir mesaj yolladı. “ sargı bezi bile kalmadı. Çarşafları yırtıyoruz,
kaynatıyoruz- bazen onu dahi yapamıyoruz- sonra kurtulma ümidi olan yaralılara
götürüyoruz. Bırak morfini ağrı kesiciler bile kara borsada. Elim kolum bağlı.”
Kendisi bir şirkette çevirmen. Üç lehçeyle Arapça konuşabiliyor.
Bazen birbiriyle iletişime geçemeyen Arapları
birbirine çevirdiği oluyormuş. Anlatırdı gülerdik. Şimdilerde işinin yanında
direnişteki farklı lehçelerle konuşan insanlar arasında gönüllü çevirmenlik
yapıyor. Olayların bizzat canlı şahidi.
“ kuzenim Tunceli de komando olarak askerlik
yapmıştı.Bilirsin anlattıklarını. Çatışmalar, ölümler, korkular, canı çekilmiş
bedenler. Döndükten sonra yedi ay evden çıkmadığını, sonra iki yıl da tedavi gördüğünü de bilirsin. Ondan daha
ağır şeyler görüyorum. Silahı olmayan insanı yakalayıp ateşe verdiklerine şahit
oluyorum.”
Mısır …. Hüznün ülkesi artık gözümde. Annem küçüklüğünde raunda
katliamını televizyonların verdiğini, anneanneme sarılıp hiç tanımadığı, kalın
dudaklı siyahiler için göz yaşı döktüğünü anlatırdı. Mısırdakilere ağlayamıyorum.
Gözümdeki yaşın dahi ürpertiden afalladığını sanıyorum.
Bilmem ki firavun bu kadar zalim miydi? Bilmem ki nil nehri
yarılmazdan evvel ortadan ikiye bu kadar kan akmış mıydı? Gözüm nil de artık. Yarılıp almasını
bekliyorum eli tetikte olanları, sessiz kalanları, bu gerekliydi diyenleri, her
ne olursa olsun konuşmak yerine kan dökmeyi seçenleri . duyuyor musun nil?
izlenimler...2
selamlar dostlarım
bugün istanbul da ikinci günümdü. yine dedik ki arkadaşla istisnai bişeyler yapalım. kadıköydeki antikacıları gezdik. mükemmeldi.
ilk starbucks deneyimim kadıköyde gerçekleşti ve mükemmel bir muhabbet ile taçlandı.
bağdat caddesini görmeden olmaz dediler. gittik. old english pub isimli bir mekanda takıldık. ikinci kere alkollü mekana giriyorum. bir alışamadığım bira kokusuyla bir de gürültlü olması dışında gayet güzel bir yerdi. ama illa olmazsa olmaz bir yer değilmiş bağdat caddesi. akmar pasajındaki kitap kokusuna eşlik eden kalabalık çok daha hoştu benim için.
iki günün kattığı ise; olur da bir gün istanbula taşınırsam avrupada değil, anadoluda yaşamak istiyorum. özellikle kadıköyde.
görüşmek üzere dostlar
bugün istanbul da ikinci günümdü. yine dedik ki arkadaşla istisnai bişeyler yapalım. kadıköydeki antikacıları gezdik. mükemmeldi.
ilk starbucks deneyimim kadıköyde gerçekleşti ve mükemmel bir muhabbet ile taçlandı.
bağdat caddesini görmeden olmaz dediler. gittik. old english pub isimli bir mekanda takıldık. ikinci kere alkollü mekana giriyorum. bir alışamadığım bira kokusuyla bir de gürültlü olması dışında gayet güzel bir yerdi. ama illa olmazsa olmaz bir yer değilmiş bağdat caddesi. akmar pasajındaki kitap kokusuna eşlik eden kalabalık çok daha hoştu benim için.
iki günün kattığı ise; olur da bir gün istanbula taşınırsam avrupada değil, anadoluda yaşamak istiyorum. özellikle kadıköyde.
görüşmek üzere dostlar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)