aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2013 Cuma

düşünce seansları - yorum cevapları

dostlar

bir önceki iletiye bolca yarum gelmiş. eksik olmayın. her birine cevap yazmaktansa toplu bir cevap yazmayı yeğledim. umarım sorun olmaz.


öncelikle sevgli eflatoon rengi. olayı derinlemesine açmış. teşekkür etmek lazım. ulaşılması gereken bir ufku işaret etmiş bana. karınca misali menzile ulaşmak niyetiyle yola çıkmak .hedefe ulaşılmasa bile o yola baş koymak niyetim.


olasılıkları severim. on üzeri üç e kadar olan tüm ihtimallerin gerçekleşme ihtimaline inancım tam. biri bana binde bir ihtimalle hayatının aşkını bulacaksın dese beklerim. beklemek yeterli değil derlerse çaba sarfederim.


aşk matemetikle ifade edilmez belki ama matemetiğin kendisi aşktır. hiç anşalılmayan ifadelerin doğaya olan onları açıklamaya çalışan aşktır. - ya da ben böyle görmek istiyorum-

elimdeki şartlar altında en iyi şeyin beklemek olduğunu hesapladım ya da inandım. en karlısı bu olacaktı. arzular resimler çizerken zihnimde mantığım bir sürrealiste yapılan eleştiriler yapıyor bu eserlere.

öncelikle arzularımla mantığımı aşık etirmeli değil miyim önce ömürlük ardından sonsuz saadet adına ?


olasılıklar içinden yeni bir ihtimali seçiyorum aslında ben . yolların kesişmesi için beklemeyi. yeri geldiğinde göstereceğim çaba için enerji biriktirmeyi.

mutlu olmak için kalbimi büyütmeyi; bunun için de mimarlık bilgisi öğrenmeyi seçiyorum.

ki gelen rahat etsin. ki gelen benden daha mutlu olsun. ki gelen gitmesin.


27 Ağustos 2013 Salı

düşünce seansları


Merhaba dostlar

Son birkaç yazıdır hafif dertli olduğumdan haberdarsınız.  Olmamak elde değil. Rüyalar, yeni arkadaşlar, umutsuzluklar birbiri ardına tren edasıyla salınırken aklımda , ister istemez bir performans düşüklüğü peyda oluyor.

Bu tür durumlarda dini kitaplara yönelirim. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Kimileri film izler kimileri nakış işler kimileri daha başka şeyler. Ben ahiret kavramı üzerine yoğunlaşmayı daha verimli buluyorum. Zamanında züğürt tesellisi olarak isimlendirilen bir durum olması züğürtlüğümün delili olsa da seviyorum bu yöntemi.

Okurken bir durumla karşılaştım, hemen kendime yordum, çıkarım yaptım. Sonra arkadaşlarla da paylaşmalı dedim .  metin aslen olmasa da aklımda kalan kadarıyla şöyle:

“Dünya fanidir.  Bu fanilikte ya arzu ettiğimiz bizden önce biter bize elemi kalır ya da arzu ettiğimize doyamadan biz biteriz yine doymamış oluruz.”

Durdum, düşündüm. Ne istiyorum? Ömürlük bir aşk, bir ruh eşi, bir hayat arkadaşı. Bulsam iki ihtimal var. Ya ben önce gideceğim. Doyamadan, ya da o önce gidecek arkada elemli beni bırakıp. Demek ki arzu edileni tam olarak doyurmam mümkün değil. O halde takılmam zaman kaybetmem boş gibi duruyor.

Elbet gönül istiyor. Sevmek sevilmek. Beraber bir hayat kurma. İmkanlar dahilinde olması durumunda bir çocuk. Bunlar hep hayalim. Ama mümkün olması çok düşük olasılıklara sahip. Düşük olasılıklara sahip bir mesele beni getirisi çok az olacaktır.

Dostlar tespitlerime katılmayabilirsiniz. Çok kolaya kaçılmış, erkenden pes eden, cesaret arayan birinin yapması gereken en son şey olarak görebilirsiniz. Ama olasılığı daha çok olan şeyler için çaba sarf etmek, az olasılıklar için oluruna bırakmak durağan sularda dinginleşmek diye düşünüyorum.

Sağlıcakla


17 Ağustos 2013 Cumartesi

ortaya karışık


Merhaba

Şu son iki gün doğumu ne kadar enteresan bir kişilik olduğumun kanıtı gibi. İstanbul, gezmek, arkadaşımla yaptığım eşsiz sohbetler. Hepsinin yanında mısır. Ve bunlara ilave bir yanımın aşık olma çabası. Üstelik bir heteroseksüele

Ya diyorum ben de kişilik bölünmesi var. Ya da hiçbir duyguyu dolu dolu yaşayama, etkinse girememe,  tüm evlerin sadece koridorlarını dolaşma gibi  enteresan bir huyum var. Karar veremedim.

Şuan şiddetli yağmur başladı. Hava da benim gibi sanırım; bir güneş, bir yağmur.

İstanbul da son günümü arkadaşımın tatili bitmesinden dolayı onun işyeri civarında geçirdim. Akvaryum merakım turkuazoo ya çekti beni. Daha önce gitmiştim. Ama erkek arkadaşımlaydım. Balıklardan ziyade onu izlemiştim. Bu seferinde balıklar ve ben vardık. Vatozlara bakıp bakıp “ suyun içerisinde bile uçabiliyorlarsa, ben eşcinselliğimle mutlu da olabilirim. Arzularıma, bir aile kurmaya, yaşadığım coğrafya içerisinde topluma entegre olmuş bir eşcinsel profiline sahip olabilirim.” Dedim.


Tabiî ki ikea yı gezdim. Bal peteği şeklindeki aynalardan alıp Manisa ya getirdim.-sanki İzmir de yokmuş gibi- hemen bir fotoğrafını çektim.  Gece 22:30 da da geri dönüş başladı.

Bunlar olurken aklım hep mısırdaydı. Ölenler. Öldürenler. Tek yaptığım dua etmek oldu.  Ötesine kudretim yetmedi. Gözümden yaş sızdı arada. O kadar. Ve çok daha fazlasını hak ettiklerini bilip yapamamanın burukluğu oturuverdi gizliden göğsüme.

Bunların yanında arkadaşımın iş arkadaşı vardı. Takılırdık bazen arkadaşımla.” Sana bunu ayarlıcam “ derdi. Fiziksel olarak çekici biriydi. Tanıştık.  Ve o an gitti kafam.  Fiziksel olarak etkilemenin yanında ruhsal olarak da kuşattı beni. Bilinmezlik içinde. Gözlerinden bir derdi olduğunu okunmaktan öte direk izleniyor. Sigara üzerine sigara. Kapalı bir kutu. En son giderken tokalaştık görüşürüz dedim. Onun ne dediğini hatırlamıyorum.kulaklarım uğulduyordu. Yol boyunca ilgimi çekebilecek onlarca erkek görsem de birine bile bakamadım. ve rüyalarıma konuk olmaya başladı. Adını koymak zor ama tutuldum sanırım. İstediğim tek şey huzurlu uykusunda onu izlemek. Eksiklerini tamamlamak. ötesi yok.  Uzun zamandır hissetmediğim duygulardı bunlar.

Bir de heteroseksüel olması, bir daha görüşme ihtimalimizin çok zayıf olması gibi durumlar platonik ötesi  bir sancı olduğu olgusunu da ekliyor.


Bu üç duygunun kesişiminde yazıyorum size. İster kişilik sorunu değin ister yüzeysellik. Bu üç duyguyu da aynı anda hissediyorum. Bir arkadaştan ayrılmak, bir ülkede mazlumların acı çekmesi, birine aşka benzer duygular beslemek. İyi bir karışım değil mi?

Görüşmek üzere dostlar.

2 Temmuz 2013 Salı

tavşan yazı

merhaba dostlar

bakalım bu sefer tavşanımız bizi hangi deliğe götürecek.

evimiz manisanın köklü bir semtinde evler birbirine olabildiğice yakın ne var ne yok duyuluyor. odamdan terasa açılan bir kapı var . terasta komşunun balkonuyla tam kahve muhabbeti yapma kıvamında. komşunun 1.90 lık atletik oğlu eve kız arkadaşını getirmiş. balkonda oturuyorlar. ben de terasta Elif Şafak ın Araf isimli kitabını okuyorum açmakta olan glayörlerimizin arasında. tabi kulak misafiri olmamak imkansız.

başta bol aşkımlı, bol bebeğimli, gayet iğrilti- böyle mi yazılıyor bakmadım şimdi ama yöresel olarak biz böyle teleffuz ediyoruz- duran sıfatlarla birbirlerine hitap ediyorlar. ee gençler sonuçta. biraz zaman geçince oğlan heyecanla birşeyer anlatırken kız arkadaşına da arada hakaretler ediyor. " kızım sen salak mısın?" "gerizekalısın kızım sen" paralel evrene geçiş yaptığımı felan düşünmeye başlayacak kadar ken beynime sıçradı. ama daha yeterli değilmiş ki kızdan oğlana ağza alınmayacak galiz bir küfür savruldu ki nevrim döndü. 20 dakika önce aşıklardı bunlar birbirine

irticacı-eskiye özlem düyan manasında ki gerçek anlamıdır- değilimdir.ama birden düşünmeye başlayınca "aşk" kavramına neler oldu demekten alamadım kendimi. elimdeki kitap arafı yaşayanları anlatırken, aşk çoktan arafı geçmiş, kabuk değiştirmiş  özlediğimden, hasretini çektiğimden bambaşka bir cisme bürünmüş yaslandığım duvarın hemen bitişiğinden  sesini duyurdu bana.

nerde dedim o yarin düşmüş mendiliyle sarhoş olmalar. nerde kuytu köşelerde buluşmalar. gül kokulu mektuplar. ne oldu onlara. gömdük mü ? sürdük mü? modern zaman piramitlerine kalbini çıkartıp kurban mı verdik? ne yaptık ?

dedim ki hasret çok az bulunana bende. daha önce izlediğim bir filme gitti aklım. israil almanya ekseninde geçen bir film. ismini unuttum. almanya da bir eşcinsel barda alman eşcinsel israilli ajana şu manada bir kaç şşey söylüyor "benim gibi olan bu kadar azken bir de yönelimlerimizle -a p durumuna gönderme yaparak- seçeneklerimizi kısıtlamak çok acımazca olmaz mı?" böyle bir duruma sahibiz gerçekten. ve böyle bir ortamda mazide bir hatıra olan aşkı arzuluyan ben . çok ümitsiz vakayım :)

tavşan yazı dedik ama sevgili tavşanımız bizi derin kuyuya sürüklemiş. çıkıp yeniden sıçraması gayet zor. en iyisi mi bu günlük bu kadar diyelim

kendinizi koruyun dostlarım. aşk katilleri her yerde

23 Ocak 2013 Çarşamba

dışavurum

dün bir yazı okudum

"aşk hep istedikleri
bilmezlerki diledikleri
körlük iksiri"

aşkı benim kadar arzuluyanı daha tanımadım. derinden gelen sesle aşk derken sanki yıllarca karanlıkta hapis birinin ateş böceği peşinde ışık diyerek gezmesi gibi bir ses duymadım daha

aşkı ışık yapmak istedim karanlık gönlümede. bir mum dahi olsa yeter dediğim anlar hiç de az değildir yeterki şu karanlık dağılsın derdim.

ama aşk ışığından yoksun kalbim görme yetisini gözlerime vermiş olmalı ya da hislerime sezgilerime gündelik yaşamda inanılmaz avantajını görüyorum bunun . ve aşık olmak hissiyat körlüğü demekse ben kalbimde herşeyi el yordamıyla bulmaya razıyım demekten alamıyorum kendimi.

biz eşcinsellerin buna ihtiyacı var teyakkuzda durmaya. kör olmak bize göre değil. gardımızı düşürürsek nasıl daim olabilirz ki.

ama dil mantık izdivacının meyveleri bu kelimeler her ne kadar da aşk  senin için değil en azından şimdilik dese de içimde haylaz bir çocuk eve gelipte laf arasına sıkıştırdığım buzhane çıkması iki espiri yaptığımda aşağıdaki gibi bir yüz görmek istemyor değil
her şey gönlünüzce olsun efendim ...

10 Ocak 2013 Perşembe

derin sorunsal

evet efendim yeni bir yazı ile daha selamlar edip büyükler küçükler faslını geçip hoop konuya geçiyorum
aşk ve dostluk kavramlarıyla ilgili çeşitli araştırmalar yaptım. az biraz toplum taraması biraz telefon görüşmesi ve ürünlerine , varlığına sağgı duyduğum zekalarla beyin fırtınası yaptım.sonra derle topla derken buyrun aşağıdaki gibi oldu herşey.
aşk ve dostluk birbirlerine çıkan iki çıkmaz sokak aslında. ben uzun zamandan beri aşkı çok yoğun bir paylaşım olarak görmüştüm hala da öyle görüyorum. aşk öyle bir paylaşımdır ki herşeyini paylaşırsın. içini dışını herşeyi. dostluk  duygu merdiveninin basamaklarında aştan bir hamle daha önce geliyor. sevgili o gay "dostun aşkın olmayabilir ama aşkın aslında en yakın dostundur" mealinde bir açıklaması olmuştu ki, daha öncesinde farklı tepkilere maruz kalan ben bu sözleri duyunca az sevinmedim.

ciddi bir kısım da var ki dostluk ve aşk duygularının farklı kaynaklardan oluşan mahsüller olduğuna inanıyor,  aşk ve dostluk birbirine yakın fakat farklı ailelere ait iki arkadaş sistemiyle hareket ediyorlar. bu sistemi çözmem gerektiğine karar verip çeşitli irdlemelerde bulundum. sonuç kültürde saklı
dosta asla aşkla bakılamayan bir görenek üzere yetiştiriliyoruz. yıllarca kanka olan kızlı erkekli ya da erkekli erkeli veya kızlı kızlı  gruplar birbirlerine olan hislerini çok uzun yıllar sonra açıyor. iyi birşey mi tartışılır.  ama günümüzde bu kadar zor bulunası birşey olan aşk daha alt bir duygu adına nasıl terk edilebilir ki
hamurun fazla su çektiğinin farkındayım bu nedenle çok daha üstelemeden sizlere bırakıyorum devamını.
ne fark görüyorsunuz bu iki kavram hakkında gerçekten meraktayım.
aşkınız bol olsun efendim