16 Temmuz 2015 Perşembe

pisuvar

selamlar dostlar




bayram tatili yaklasti. muhtemelen herkes tatil yerine ulasmistir. simdeden huzurlu bir tatil ve kazasz belasiz donus yolculugu diliyorum herkese




yolculuklar demisken eger kendi arabaniz yoksa cok buyuk bir ihtimal otobusle seyehat ediyorsunuzdur. ucakla bile olsa az sonra deginecegim sorunla mutlaka karsilasmissinizdir. dinlenme molalarinda ya da ucak icin bekleme salonlarinda tuvalet ihtiyaci dogdugunda kalinan zor durum.


ben biraz pimpirikligim sanirim. o sebeple cok fazla tercih etmiyorum kullanmayi. ama uzun bir aradan sonra dinlenme tesislerindeki tuvaletleri kullanmak zorunda kaldim. gayet hijyenik olabildigince sakin hatta ihtiyac giderilirken daha mesut olsunlar diye klasik turk muzigi yayini yapan bir tuvalet.




teknik olarak tereddut edilecek hic bir sorun yok. rahat rahat ihtiyacini gorebilmeli insan. ama ben girdigimde bildiginiz ellerim titriyordu. ciktigimda yol arkadasim "iyi misin rahatlamaktan cok iskence gormus gibisin" dedi. ki hakliydi da.




yol boyunca konunun uzerne cok dusundum. nedir beni geren. bircok kulturde "public bathroom(PB)" olarak yerlesen umimi tuvaletler biz de hamam tarihi kadar eskidir. sadirvanlarin 40 adim uzagina yerlestirilen cukur uzerine kazilmis tuvaletler genetic olarak soyle ya da boyle kodumuza islemis olmali. ama ben neden bir gerginlik icindeyim.




gecmise dondugumde en ciddi PB sendromumu Izmir forumda yasadigimi kesfettim. az irdeleyince sorun cozuldu. PB sendromum yok benim resmen pisuvar sendromum var.




gectigimiz sonbahar Izmir forumda cilginlar gibi ikeanin ucretsiz iceceklerine dadanmis, cocuklarin yapmayacagi seyler yapmistik." yarim bardak sodaya yarim bardak kola mi daha guzel yoksa Fanta mi" arastirmasi bunun en mantiklisiydi. sonuc: acil tuvalet ihtiyci. tuvalete girdigimde ise dalyan gibi bi delikanlinin pisuvarda ihtiyac giderdigi direk gozume carpti. en nihayetinde ya benim asiri merakim ya adamin dikkatsizligi yuzunden sahsin penisini gordum. ondan sonrasi benim hizla disari kacisim ve nefes alisverislerimi duzenleme calismalirimdan ibaret.




penis gormedigim sey degil. neden bu kadar panic yaptigim sorusu hala beynimi kurcaliyor. sanirim istemedigim bir anda yabanci birinin mahremiyetine sahid olmak beni geriyor. bu da PB sendromu olarak geri donuyor bana.







25 Haziran 2015 Perşembe

ramazan ve gzone


selamlar dostlar

nasilsiniz? beni sorarsaniz iyiyim.......

50lere ait mektup ornegi gibi baslayayim dedim ama sarmadi. malumunuz ramazan geldi catti. sosyal medyada " oruc oruc bu yapilir mi abi ya" diyaloglari havalarda ucusuyor. bu tur ikazlara sebep olan davranislar sanki diger zaman diliminde yapildiginda gayet dogalmis gibi lanse edilmesi de ayri bir sorunsal.

en onemlisi yemek paylasimi. " yedigin ictigin senin olsun ramazandayiz ya bizimkiside can" yorumu eminim sizin  de karsiniza cikmistir. ister gelenekci deyin ister eski kafali. bizler yemek paylasan kultur degildik. hele hele halka acik bi yerde. kendi ozel dairemizde belki bi nebze kabul edilebilir. ama her onune gelene " ben flan yerde yemek yedimmm" nidasi kodumuza uygun mu diye sormadan edemiyorum. o kadar yasli sayilmam ama  dedemin aldigi muzlari hususi siyah posetlere koydurdugumuzu hatirlarim. okula goturmek ne haddimize. ve biliyor musunuz bir kismimizda bu durumun toplum baskisindan oturu olustugu inanci olussa da be o kanaatte degilim. yemekleri bile belli mahremiyette yasanmasi gerekliligi dusuncesi  belki beni gunumuz escinsel genel ornekleriyle barisik olmamaya itiyor. birebirde yasanmasi gereken cok seylerin uluorta yasanmasi durumunu kast ediyorum. - ramazandan girip bambaska bir konudan cikabilme yetenegim oldugunu kesfettim suan-

dedim ya ramazan insan ister istemez biraz rolantiye aliyor kendini. yogun tempo yasamayi sevsem de bi yerde enerji tukenince " canim yatagim deyip" uzaniyorum iki seksen- kulli yalan boyum 176-. kitaplar bitti elimde. napiim napiim derken epeydir okumak istedigim "gzone" a baslayayim dedim. bir yili doldurmak uzere. tum sayilari da henuz okumus degilim. ama gayet guzel yazilarla karsilastim. roportajlar gayet basarili. album tanitimlari detayli ve guzel. konuya ozel sayilarin hazirlanmasi cok hos. hic isim olmasa dahi fitness sayisini cok severek okudum mesela. ayrica lezbiyen kulturune cok uzak biriyim ve her zaman yakinlasmak ve daha fazla sey ogrenmek istemistim. bu dergi bu acigimi kapatabilir. android versiyonunda bazen sorun yasanabiliyor ama dergiyi okumak gercekten keyifli.

keske olsa dedigim bir mesele var gzone da. kitap tanitimlari kosesi. gerek guncel gerek klasik. okuyucular uzerinde belli bir background olusturma, var olani gelistirme, gelismis olani paylasma gayet hos olurdu gibime geliyor. belki de derginin hala okumadigim sayilarinda boyle bi calisma vardir. erkenden buraya birseyler yazmis olabilirim ama edebiyatinda yasamin bir parcasi oldugu ve cok donanimli lgbti biraylerinin bulundugunu biliyorum. bencilce itiraf ediyorum ki faydalanmak istiyorum onlardan anliyor musunuz :) aylik kitap okuma kampanyasi bile duzenleyebilir dergimiz.

yazacak cok sey var da sonra ki  yazimiza diyelim dostlar.


 


31 Mart 2015 Salı

fermantasyon mahsulleri...

Selamlar dostlar

Uzun bir bosluktan sonra merhaba demek guzel geldi. Boslugun sebebi olarak en fazla yogunluk bahanesini kullaniyorum.  Serde tembellikde var. :)

Haftasonu mini bir geziye katildim. Kayseri ve Nevsehir. Kayserideki selcuklu ve osmanli eserlerinden se on dorduncu yuzyil yer alti sehirleri dikkatimi cekti. Ayni sekilde Nevsehirde de birkac ornegini inceleme imkani buldum.

Her iki ilde de yer alti sehirlerinde ana oge sarapti. Fermantasyon cukurlari hala eksimtirak kokuyordu. Ya da bilincaltimin bir oyunu. Dedim ki demek ki bende bu geziyi mayalanmaya birakmaliyim. Iki gunde olsa dinlenen veriler benim icin cok hos mahsuller verdi. Paylasmak istedim.

To get our share from history kavrami var amerikada. Tarihten payimiza duseni almak. Ilk onceleri pagan roma zulmunden kacan hristiyanlar kullanmis bu yer alti sehirlerini korunma amacli kisa donemlerle. Ardindan katolik baskisindan kacan ortadokslar. Guvercinler yoldasi olmis hepsinin. Tuyleriyle uyutmuslar mazlumlari kendilerini feda etmisler beslenebilsinler diye. Uzumlerini daha lezztli kilmis gubreleri.

Demek ki tarihte her zaman bir dominant akim digerlerini ezmis. Yok saymis. Yer altina itmis ama ailememis. Biz escinlellere yapilan da bu aslinda. Baskin olanin altinda ezilme durumu. Hatta isi daha guncel sureclere de getirebilirim ama bi saha benim renkli yanimi yansttigim alan oldugindan girmek istemiyorum.

Ben zalim olmayip mazlum olmaktan dolayi gurur duydum kendimle. Ve inanin birgun birileri tarihin raflarinda turkiye escinsellerinden de bahsedecek. Umarim iyi yonde olur.

Gorusmek uzere...

27 Eylül 2014 Cumartesi

yollar gotururken bizi simdi durak yirmi yedi...

Selamlar dostlar...

Uzun bi ara... evet kabul. Ama kurkcu dukkanim ya benim burasi. Elbet birgun donecektim. Nasip bu guneymis.

Hayatimda derin degisiklikler oldu. Izmirdeyim suan. Is degistirdim. Yine egitim sektorundeyim ama farkli bi misyonla. Iki ay kadar oldu izmir hala acmadi kendini bana. Sevgili gay panda zor sever demisti izmir icin  de ben kulak arkasi ettiydim. Bundan sonra ne derse dinlicem soz :)

Degisiklikliklerden biri de birkac gune yirmi yedi olacagim. Gobegim ve ben psikolojik olarak buna hazir olsak da hala bi baltaya sap olamamislik efekti cehremi sarmis durumda.

Bir de yaslanacak omuz yok ya hala. Fena koyuyor. Gerci bu agirligi kimler tasisin desenize :)

Vel hasili kelam hala ayni yerde otluyorum. Kimi arkadaslar askerlikten dondu.( Gecmis olsun kaan ) kimileri evlendi. Kimileri universite kazandi. Bilmem kac tane mim yayinlandi. Sevgili beyaz ciklet birkac album daha tanitti. Arada hatrimi sordu. Sevgili semi mailleriyle yanimdaydi.

Guzel kanular biriktirdim. Daha gizemli olsun hadi imbikledim. Yeni insanlarla tanistim. Ayasofya cuma gunleri muslumanlara pazar gunu hristiyanlara ait olsun  nasil olsa ayni allah a ibadet etmiyormuyuz deyip yeni gorusler ortaya attim. Dolayisiyla degisik amazon ormanlarinda bile gorulemeyecek nadirlikte tepkiler aldim.

Paylasicam hepsini.

Gorusmek uzere :)

14 Mayıs 2014 Çarşamba

komur mu kara huzun mu

Selamlar

Somadayim. Malum yakin. Duramadim. Hic tanimadigim.bir gencin huznunu omuzlarima birakti bir cocuk az once.

Huzun komurden daha kara.

Kapinin madenin kapasinin  onu biraz camurlu. Gozyaslari diyorum gozyaslari camur yapmis yerleri.

duaları esirgemeyin

11 Mayıs 2014 Pazar

anneler gunune...

Selamlar dostlar

Yazmadi yazmadi arka arkaya smaclar basiyo bu diyebilirsiniz ama gunun anlam ve onemine binaen bi yazi yazasim geldi. Annemin de bunu okumayacak olmasi daha rahatlatiyor aslinda beni

Lisede basit bir duz mantikla cikarimlar yapmayi severdim. Ki hala severim. Soyle dusunmustum birinde. Anneler kiz veya erkek cocuk dogururlar. Kiz cocuklar yeniden dogum yaparak annelerine olan borcunu bir sekilde oder. Ancak erkek cocuklar ebedi borclu kalir annelerine.

Aristo okusaydi kemikleri sizlardi mantigi kesfettigi icin der gibisiniz sanki. Ama ben boyle dusundum ve dusunuyorum da. Anneme olan borcumu asla odeyemem.

Her nekadar iktidar yanlisi oldugundan mutevellit trt yi izlemesem de dun aksam bir dizisinde kilitli kaldim. Yedi guzel adam. Necip fazil onderliginde yedi genc sairin cikarttiklari dergiyi merkeze aliyor dizi. Sahnelerden birinde ogretmen erdem beyazit ogrencisine siir yazma odevi verir. Ogrenciler yazar biri asari yukari su misralari okur

"Anne demek daha sicak yorgan demek
Sen gittin gideli geceleri hep usuyorum"

Saatlerce beynimde dondu durdu bu misra. Annesiz yasam dusleyemiyorum bile.

Hickimse annesiz kalmasin duasi ile...

Gorusmek uzere dostlar

10 Mayıs 2014 Cumartesi

birkac ayin ozeti

Selam dostlar

uzun bir zaman oldu. Bu uzun zaman icerisinde baya baya bisi oldu hemen bi ozet geceyim yorumlariniz gelsin sonra su siralar cok da saglikli dusunemiyorum sanirim .

Dostlarim gecen sure zarfinda tukurdugum cok seyi yalamak durumunda kaldim. Sigaraya basladim. Sonra "para tuzagi lan bu" deyip biraktim. Iki ayda ne tiryakisi oldun diyenlere sozum yok haklilar. Bu birinci tukurdumu yalama.

Ikinci mevzu evliligin esiginden dondum. Su siralar bildiginiz ask acisi cekiyorum. Little manhatten diye bir film vardi. Yazmismiydim hatirlamiyorum. Ordaki karakterin "rossmary" diye poykurmesi vardi. Ahanda onu bile yaptim.

Acaba ben biseksuel miyim sorusu cikti tabi ortaliga sonra . Evlenmeme ramak kalan bayanin bedeninin degil zerafetinin cekici gelmesi gercegi golgede biraksa da bu soruyu hala dusunmeden edemiyorum.

 Yazdim yazicam derken bu zaman kadar ilgilenemedim. Saolsun sevgili gay pandadan gazi alip kostum hemen buraya

Cemkirmelerinizi bekliyorum a dostlar.

Bu sirada isaret dili kursuna yazildim. Cat pat bisiler gosteriyorum iste. Bakalim daha alti hafta var o zamana kadar sokeriz belki.
Muglaya gittim. Cok sevdim. Tasinmak istedim. Kim bilir belki tasinirim bir gun.

Zayifliyorum biraz biraz yavru boz ayi kivamindan iri dogmus oglak havasina girdim. Darisi ceylanliga artik :).

Bu arada ozledim sanirim sizleri

Gorusmek uzere dostlar

28 Mart 2014 Cuma

***

selamlar

beynimi boşaltmak ....

yeni sorunsalım. anneme göre işim çok kolay. küçük şeylerin boşalması kolay olurmuş. küçükse genetiktir deyip kaçtıp arkamdan terlik geldi geçti beni. Allah tan kötü nişancı :)

evet gündemim bu ayrıntılara bakmadan yüzeysel yaşamak. yüzme bilmem ama hani şu sırt üztü yatma olayı vardır deniz yüzeyinde. olabildiğince az çaba sarf ederek. beynimde bunu yaşamak istiyorum. mutlak sükuneti bulamasam da yakınından geçmek istiyorum.

yabancı müzikleri dikkatle dinlemiyorum artık sadece tınısı hoşuma gidenler dönüyor kulaklığımda. seçim otobüslerinin ağır bangırdamalarından kalan vakitlerde bu müzkleri dinliyorum. elimde bilim felsefesi kitabi ile açık öğretim çalışıyorum.

on yaşında bebeler bile politize olmuşken işimi yapmak iyice iğrençleşiyor. büyüsü gitti gidecek. maharet bundan sonra. tılsım olmadan da bu yolda ilerlemek. bakalım zaman gösterecek.

bulduğum şarkılardan biri. malum sosyal açıdan cahilin dibiyim. eminim bu grubu çok önceden keşfetmişsinizdir ama ben amerikayı keşfetme gururuylan paylaşıyorum. "paper lions- travelling"

saygılar....

22 Mart 2014 Cumartesi

dertlenmece

merhaba dostlar

tozlanmış bunlar da bir silip havalandıralım dedim :)

sevgili ülkem bol sebzeli süzme mercimek çorbasından daha çok karışmış halde. dertlenmek isteyene saçını beyazlatmaya yetecek kadar dert mevcut.

gece uykumdan uyanıp " nereye gidiyoz lan biz" sorusunu çok sordum kendime. yeni günün ilk saatlerinde kardeşimi arayıp çok lafladım. sonuç." her kuşun eti yenmez" oldu. konumumu sorguladım. nerdeyim dedim. zerre pişmanlık duymadım. ben modern bir islamı savunan - ki gerçek islam her az modern kalacak yeterki müdahale edilmesin görüşünü baya baya desteklerim- bir eşcinsel olarak tübitakın bile başaramayacağı melezlemeyi başardım gururu ile kazığımı çaktım olduğum yere.

bu sırada askere gidenler oldu dönenler oldu. yeni maceraya atılanlar olduğu yerde otlayanlar oldu. -ki en büyük örnek benim- ama kendimde şunu fark ettim ki ÖZELliğimiz sınır tanımıyor arkadaşım.

özel olan herkese tek dileğim. ön yargılarımızdan kurtulup iletişime geçmek. a dan z ye herkesle. ay bunun başı kapalı, yok şunun şurası açık, yok bu sineğe tapıyo, şu manda sütü içiyo, bu konuşurken etrafına tükürük sıçratıyo ,bunun gözü kaşının altında gibi saçma bahanelere takılmayalım.

özeliz abi biz. sayımız bu kadar azken özelliğimizi birbirimizi oymak için çabalarsak .....

yorumsuz

görüşmek üzere

not: özlemişim burayı hem de çok :)

17 Ocak 2014 Cuma

ilk ve son

selamlar
ilk ve muhtemelen son hornet deneyimimi yaşadım. baya bi dillendirilmişti bu program. kuyruk acim da vardı evvelinden. dedim bi gireyim.

çeşitli mecralarda okuduklarım burunundan kıl aldırmayan bir yakışıklılar hegemonyasında süre gelen çeşitli paylaşımların olduğu bir adres.

dedim bu istanbul içindir. bir taşra kentinde olmaz böyle şeyler derken. evimden iki yüz metre ötede olan, markette sık sık karşılaştığımız adamı gördüm. ardından da yaklaşık otuz a yakın aynı ilde ikamet eden sima farkettim. yüzde altmışı yarı çıplaktı ya yazdan kalma bir plaj fotosu ya da duğmeleri açılmış gömlekler arasından gosterilmeye çalışılan bedenler bir "ıyk " dememe neden oldu.

sonra diğerlerine nazaran daha da bir giyinik olan birine selam fln derken ikinci baloncukda "foto lazım " deyince işin adabı bu herhalde dedim gönderdim.  Allah var muhattabımın eli ayağı düzgün hoş biri olması aklıma karpuz kabuğu düşürmüş olsa da dedim muhabbet ediyoruz şurada kalıp yarın istemeye gitmicem ya diyerek gayet rahat sohbete devam ettim .

bi yerden sonra diyalog monolog a dönüşmeye başladı. en sonunda da tipsizsin sen cevabı geldi. arkadaşım biliyorum tipsiz olduğumu zaten. beni gorenler de bilir tipsizim amenna. ama muhabbet ediyoruz be kardeşim. ne önemi var tipimin.

ben hakikaten anlamıyorum. ilkdi. kızdım. tabi bu sırada cinsel organının görüntüsünü gönderen iki kişeye verdim veriştirdim.

en sonunda dedim "ımtırak olum sana göre değil burası boşuna vakit kaybetme topukla sen."

ve bir maceranın da sonunu yaklaşık bir saatte getirdim. en azından muhabbet ehli birini bulaydım da sardırsaydık diye hayıflanmıyor değilim.

şart şart insanın yanı başında  "canın mı sıkık senin" diyen birinin olması şart abi.

görüşmek üzere...

16 Ocak 2014 Perşembe

tekrarlar ve bir anı

 selamlar.

din olgumuz konulu bir yazı yazmıştım ben geçenlerde. ama geçenlerde yeni abonmanı olduğum sevgili ot insan ın bi paylaşımına düştüğüm yorum eksenli coşasım geldi.

belki de sevgili eflatoon rengi ne bırakmak lazım bu konuyu ama tutamadım işte kendimi.

varlığımız fazla bilişsel bir tanım olsa da birçok parçanın bir bütünü. ve bu bütün her bir parçadan daha büyük bir hacim , anlam barındırıyor.

varlığımızın temel boyutu bedenimiz elbette. fiziki kanunların kullanıldığı bir yaşam formunda elbette bedenlerimizle varlığımızı görünür kılıyoruz ilk etapta. ama sonra bir bakıyoruz ki iş bedenden çıkmış, bambaşka mecralara kaymış.

her biri için düzgün olmayan çok yüzlünün birer yanal yüzeyi tanımlaması çok teknik kalabilir belki . o sebeple kimlikler üzerinden konuşmak belki daha yerinde olacaktır.

bedensel kimliğimizin yanı sıra çok sayıda kimliğimiz de mevcut. siyasi kimliğimiz yoğun gündem içerisindeki ülkemizde sık sık göstermek zorunda kaldığımız bir kimlik artık. duygusal kimliğimiz de mevcut ki. ben biriyle aynı kombinasyona sahip bir kart görmedim henüz. sonra belki de bloglarımızı açma sebeplerimiz de biri olan cinsel kimliğimiz. ardından özlenen kimlik gibi bir kavram da var unutmamak lazım. en lazımlarından biri de literatürde yüzde doksan beşi müslüman gözüken bir ülkede ayırt edici bir özellik değilmiş gibi zannedilğinden fazla kullanılmıyor.

"müslümanız elhamdüllillah" çalımı ile oluşturulan bu kimlik herkes de aynı başlangıç da. desenlere baktığınız da çok farklı şeylerle karşılaşıyorsunuz malesef.

bloglarımızda hemen hemen sürekli cinsel kimliklerimizden bahsediyoruz. ama bütünün tek bir tarafı bu değil. elbette geriye kalan tek kimlik de din değil. ama bir kimlik.

malesef bu kimliği de inşa edişimiz,ettirilişimiz, türlü türlü hatalarla dolu. aynen cinsel kimliğini kabullenemeyen homofobik eşcinseller gibi dinsel kimliğini kabullenememiş ya da kabul ettiği kimlik ile barışamamış nice dinfobik müslüman mevcut.

cinsel kimliklerini rahatlıkla düzenlemiş barışık eşcinsller için din kimliklerini de güncellemek ya da değiştirmek veya kabul etmek daha da kolay olsa gerek.

ne olursa olsun dinin "aman canım işime bu geliyor ondan bunu tercih ederim" kuralları olduğunu zannetmememiz gerekiyor. "kolaylıklar " dinini "aşırılıklar" dini haline de getirmemek gerekiyor.

şu anlattığım bir çoklarını kızdırabilir. ya da tuhaf bulabilir ama bir anımı aktarmak istiyorum

bir önceki yazımda bahsettiğim eski partnerimle biriklkte yatıyorduk. aynı yatakta yattıgımızdan biri kıpırdasa diğeri mutlaka uyanır. kalktı bu. duş aldı geldi ve namaz kılmaya başladı. o dönemde de daha sonrası ve öncesinde de namazlarımı aksatmamaya çalıştım. hayatımın onunla kesişen döneminde o da kılıyordu şimdi en alemdedir bilemem. uzun bir süre kıldı. aarda uyudum uyandım. dedim bende katılayım. hızlı bir duşla geçtim durdum arkasına beraber kılmaya başladık. neden sonra durdu. dua etmeye başladı. "Allahım arkamdakinin tüm günahları bendedir. onu yakma cehenneminde." duramadım " herşeyin bilgisi sendedir ikimizi de cennete ehil hale getir bizi hem birbirimize hem de sana komşu eyle" ani doğaçlama dualar bunlar. sadece şahit olduk birbirimize.

sonrasında dondu. sarıldı. yeniden uykuya çekildik aynı yatakta.

ben cinsel kimliği geç kabul edenlerdenim. dinsel kimliğimi ise biraz daha erken kabul etmiştim. bu her ikisi birbiriyle uyumsuz değil. aksine birbirini destekliyor.

inanmazsanız yaşayın ve görün

görüşmek üzere dostlar.

11 Ocak 2014 Cumartesi

yıldızlar ve bendeki yansımaları

selamlar
astroloji... ya da daha uygun bir tabirle gök bilimi.  her zaman ilgimi çekmiştir. babanemlerin evindeki  "vega" görüntülerinde saatlerimi harcadığımı bilirim.

hayatın tamamını insan merkezli düşünürüm ben. ne varsa insan içindir derim hep. önemli olan insanın tavrıdır burada. bu bolluk içerisinde nasıl tepki verecek."hizmetçilerini" nasıl muhafaza edecek. derim hep " abraham lincoln siyahi koleliği kaldırmaya çalıştı ancak maddenin köleliğini arttırdı. kıymetini bitirdi. adı konmamış kapitalizmin acımasız ellerine teslim etti " diye. haksızım belki ama beni çıkarım yapmaya itiyor. tarihsel olgular.

bu mantıkla bakılınca bilmem kaç ışık yılı ötedeki vega dahi mutlaka insanlığın faydası adınadır düşüncesi de oluşuyor.

vega ya değil de daha yakın yıldız kümelerine yönelelim. burçlara.

çoğu muhafazakar " aman batıl şeyler " der geçer.  hatta bir kısım anti muhafazakar dahi bununla paralel düşünür.

ben orta yolu seçenlerdenim. burçlar vardır çünkü doğum anındaki çekim kuvvetleriyle kişinin fıtratını belirlerler. ama bu burçlardan işleri fazlaca kolaylaştırıp günlük fısıltılar vermesini çok saçma bulurum.

bakmayın blogda yeni bir eklenti yaptığıma. amacım burçları görünür kılabilmek.

ben terazi burcuyum. aristokrat, nazenin, adil derler bizler için. yükselenim ise tam sınır bazı hesaplamalarla başak bazı hesaplamalarla terazi çıkıyor. terazi olmasını istemezdim. çifte terazi hassasın da hassası oluyor. tam bir üretim hatası ama davranışlarıma terazi - başak kırmasından daha iyi uyuyor çifte terazi.

erzurumlu ibrahim hakkı yı bilirsiniz. güneydoğu anadolunun eşsiz bilim insanlarından biri. siirte gidenler varsa mutlaka müzeyi rasathaneyi görmüştür.

marifetname adlı eserinde üste bahsettiğim şekliyle açıklıyor burçları. tarihsel kökene dikkat çekiyor. on iki hayvanli takvim. on iki yılı temsil eden çin hayvan zinciri. bunların hepsi burçların kişilik özelliklerine katkısını kanıtlıyor.

bu arada çin gökbilimine göre de ejderha yılı doğumluyum ki bu da terazinin çin versiyonuna denk geliyor aşarı yukarı.

islami boyutuyla da boşuna üzerine yemin edilmiyor on iki burcun.

daha çok konuşur belki ama ehil birileri el atsa daha iyi olur gibi. kişilik  önemli şey onu doğruya kanalize etmek daha da önemli .

görüşmek üzere dostlar

31 Aralık 2013 Salı

nice yıllara...

merhaba

geçen yıl bu vakitler ilk kez merhaba demiştim. şu an yetmiş sekızinci kez merhaba diyorum. bu aralıkta;

sık sık beyaz ciklete selam yollamışım. depresif ayıyı kıskanıp yemek tarifi vermişim. bilmem kaç kere sevgili o gay ve bi gay den bahsetmişim. semiye ve ailesine selamlar yollamışım. iki ya da üç mim e dahil olmuşum

siyaset yapmışım. hiç olmayacak konular uzerinde hakikaten ilginç fikirler üretmişim. bir ara etkinlik yapmaya kalkmişim.

bir sevimli bloggerla buluşup kafasını şişirmişim. bol bol yakışıklı fotorafı paylaşmışım.

önemlisi  sanırım sizleri tanımışım.en önemlisi içimdeki korkudan giremedigim dehlizlere girebilmişim.

dort haneli bir sayının son rakamını arttırma gecesi bu gece. daha önemli değil bnm için. belki durur bi düşünürüm "neler yaptım neler yapabileceğim" tarzında

daha nice yıllara beraber girmek ümidiyle dostlar




27 Aralık 2013 Cuma

topal tavşan yazı...

selamlar

bol oksürmeli bi haftaydı bu hafta. anlaşılan yeni yılı da boyle karşılayacağım.  bolca oksürerek.

tonla ilaca ve aktar çözümlemelerine rağmen hala öksürüyor olmam annem tarafından epey garip karşılandı.  "kelebeğin rüyası" filmini yeni izlemiş olmamız annemi de etkilemiş olacak ki. " muzafferle rüştüyle mi özdeşim kurdun bu sefer. oksür oksür bademciğin patlıcak" demesi bu anlama geliyor olsa gerek.

evcek geriye evrim yaşıyoruz. çeşitli ısınma yöntemlerinden sonra yeniden kömürlü ısınmaya donduk. eski gunler bir bir  ustüme cullanıyor aslında. gece ışıklar sondüğünde tavandaki sarışın ışık oyunları uğurluyor artık beni uykuya.

o bu değil de, yalnız olmak artık ağır geliyor bana. kafama göre bir eşcinsel bayan bulup ev arkdaşı modeline dayanan bir evlilik bile düşlüyorum bazen .

"hep yalnızsın hep yalnızsın olum sen ne ayak" diyenlere. kalabalık içinde tek olmak yalnızlığı daha bir baskın kılıyor. demek istiyorum.

iş ev okul arkadaşları arasında hala aradığımı bulamamak. katmerli yalnızlık.

sonra  da diyorum" havalardandır bunlar yaa " . güneşi görmeyeli günler oldu. özlemiş midir beni acaba?

"imkansızın şarkısı haruki murakami" nin kitabını yeni bitirdim. "elif şafak ın ustam ve ben " ine bir girizgah yaptım. biter birkaç güne. güneşi, huzuru belki kitapları bulurum ümidi hala yeşil, inanılmaz soğuğa rağmen.

20 Aralık 2013 Cuma

karalama....

eşcinselliğin hala arafda kaldığı bir dönemin çocukları olarak geçmişin şanslıları, geleceğin bahtsızları rolünu gayet iyi oynuyoruz aslında.

hayatımızın yedi rengini hiç bir metaforda kullanamadan bir bayrağın üzerinde taşıyanlar da var. sadece birinde kulaç atmaktan yorulmuşlar da

eşcinsellik bir aşırılığın yaşanması değil mi bir bakımdan.

duygu....

şundan yüzde yüz eminim ki birkaç istisna dışında tüm eşcinseller aşırı duygusaldır. ya da aşırı mantıkçıdırlar.

renkler bazında ya çok renkliyizdir. ya da tekilizdir griden ibaret.

tanıyamadım itidali sağlamış bir eşcinsel.

ortada olmanın kaderi bu sanırım yaşananlar hep birer uçta olmak zorunda oluyor.

ki fizik haklı çıksın. ki denge sağlansın. araf az biraz da olsa cennete veya cehenneme yaklaşsın. alacakaranlık ya geceye ya gündüze evrilsin.

beklentimiz bu belki de.

ya da değildir. saydığım onlarca ya....ya lardan birini farklı seçmiş olmamız bizi uçlara taşımıştır.

kim bilir.

belki de ben yalnızımdır sadece bu arafta. sadece ben duyumsuyorumdur hissizliği. yada hissetmekten korkmayı tek ben yaşıyorumdur kendi kabuğumda.

başka kabuklarda varsa böyle bir kahraman. beklerim kabuğuma

sağlıcakla....

13 Aralık 2013 Cuma

acı gerçeklik darbesi

selamlar

iş arkadaşlarımdan bahsetmiştim. malum hepsi gençler. en büyüğü ile aramıza 7 yaş var ki bu bile 35 i geçmez demek.

ama şöyle bir denk gelme yaşandı. bir ay içerisinde dört iş arkadaşımda baba oldu. demek kedilerde olduğu gibi bizimkilerin de zamanı var diye az düşünmedim. bunu yazmamdaki sebep ise elbetteki babalık kutlaması değil. bu gün yaşadıklarım.

iç anadoludan gelip hanımının işi sebebiyle buraya yerleşen bir arkadaşımın oğlu bugün doğdu. yakınları yetişememiş. ani bir şekilde doğum olması gerekiyormuş.- olayları çok bilmediğimden miş li kip kullanıyorum.- yalnız gitmesin dedim hastanede buluşaşalım demiştim önceden.

sabah sekiz de tüm ayazı suratımda hissederek hastaneye gittim gelen telefonun üzerine. saat on iki gibi kapı açıldı arkadaşımın ismi söylendi. ilk  kez baba olmanın heyacanı mı yoksa "olum şimdi napcaz biz ya" düşüncesinin korkusundan mı lap diye yığılıverdi garibim yere.

çocuğu bana verdiler.....

***

o an ! anlatamam. gri mavi arası bir çift göz bana bakıyor. eller sarıldığı bezin dışında kıpır kıpır. yeni doğmuş bi bebeğin buruşukluğu yok üzerinde gayet dinç. kollarımda tuttum öyle. sonsuza kadar da tutabilirdim. saç diplerimden ayak tırnaklarıma kadar çok enteresan bir hale büründüm." alıp bunu kaçsam" bile dedim içimden.

arkadaşımı bu sırada müşahade odasına almışlar serum takmışlar tansiyonu çok ani düşmüş. heyecandan muhtemelen.yemek de yememiş. hemşire çocuğu almak istedi ama babası görmedi daha dedim. " siz değil misiniz " dedi. "bensem bu gariban niye bayıldı" dedim sessizce ama duymuş ki sırıttı baya bi. ya da daha farklı bir şeydi bilemiyorum.

babasına uzattım." al bakalım aslan parçanı" dedim. sadece tuttu bir kaç damla yaş düştü gözünden. ne düşündü bilemedim.

bilmek de istemedim çıktım hemen. sonrası standarttır muhtemelen. ama şunu biliyorum ki ben baba olmak istedim. o an istedim yani. bir çocuğu baştan, mudahalesiz yetiştirmek, ufkunu açmak yükselmesi için basamak olmak istedim. bana baba desin, derdini anlatsın. gece bana masal anlattırsın korkunca yanıma gelsin. beraber yemek yapalım istedim. okul toplantılarına katılıp diğer velilere farklı elbiseler giydirelim zihnimizden bunu istedim. fikirlerimiz bile aynı paralellikte gitsin istedim.

ve hala istiyorum....

 ve bu isteğin acı gerçeği ile çetin bir çatışma içerisindeyim....

neredeyse imkansız gözükse de istiyorum. bir gün gerek bir beraberlikle gerek yalnız baba olmak istiyorum.

bakalım belki gelecekte belki vardır böyle bir süpriz. yalnız ebeveyn olunur ya da uygun bir partner ile bu karara varılır. bakalım neler gösterecek hayat.

görüşmek üzere ...

6 Aralık 2013 Cuma

karalamalar....

tüm kıyıların tükendiğini bilmek onu ararken nasıl bir umutsuzluksa öyle bir ruh haliyle yazıyorum bunları.

hepsi pek bir olumsuz olabilir yazdıklarımın ya da aşırı.

"her şeye sabır. tamam amenna. lakin şu zamanın çıldırtıcılığına sabır en zoru" mahiyetli bir yazı okumuştum geçenlerde.

 zamanın çıldırtıcılığı...

son zamanalar da sürekli geçmiyor dediğim zamanın takvimlerdeki hızlı kayışını hatta usta manevralarla rafting yapışını izlediğimde "neden bu kadar hızlı geçiyor" hayıflanması sardı tüm benliğimi

üzüntümü bile gerçek zamanlı yaşayamazken ya da sevincimi. her daim gecikmeli... geçmeyen zamandan daha çıldırtıcı değil mi bu durum ?

her iki ihtimalde de  zaman olgusunun yıpratıcılığı söz konusu. suların kesilmek üzere olduğu bir anı hatırlayın küçüklüğünüzden. oluk oluk akmasını beklerken serçe parmağınızı kalın gösterecek bir su dolar avcunuza. ya da yine bir su kesintisinden sonra normal debisinde beklediğini su birden öksürmeye başlar." hay " lı cümleler kurarız bazen usulca bazen komşuları da şahit tutarak.  bu iki durumda çıldırtıcıdır. ortası değil. aynı günümüz zamanı gibi...

hem zaman deyince neden hep " su " lu örnekler veririz ki. akışkanlığa atıfta bulunmak mı amacımız? kan akıcı değil midir? ya da irin? onlar başka metaforlara mı gebe? ya da  onların susuz birer hiç olduğunu biliriz de ondan mı ses etmeyiz zamanın her türlü serkeşliğine rağmen onsuz anlamsız olacağımızı bildiğimiz gibi.

görüşmek üzere

30 Kasım 2013 Cumartesi

gündem dışı

selam dostlar

gündemim herkesin malumu. her konuyu evirip çevirip eşcinselliğe bağlamak. yoksa kendimi kendime ihanet etmiş gibi sayıyorum.

ama son zamanlarda bu gündemin dışına çıkmam gerekti. çünkü dershanem kapatılıyor. iş meselesi değil kaygım. iş bulurum bir şekilde. zamanında pazarlarda iyi su satmışlığım vardır. bu sefer limon satarım, mandalina satarım. bulurum bir yolunu.  burada hayatı kayan çocuklar benim endişem.

gerçekten hayatı kayan diyorum. iyi bir lisenin iyi bir üniversiteye en büyük destek olduğunu biliyorum. iyi bir üniversite de başta maddi olanakların yanında eğer doğru kullanılırsa birbirinden güzel kişilik özellikleri yüklenmenin temeli benim gözümde.

böyle bir virajda imkansızı arzulayan eğitim yönetimimiz çocukları desteksiz bırakmakta kararlı.

evet dershanelerin delice para almasına en başından beri karşıyım. olması çok büyük bir  rahatsızlık. ama yeri boş kalacaksa doldurulamayacaksa neden ortadan kaldırılıyor ki.

neden birilerinin  isteklerine kurban oluyor ki bu çocuklar.

soru işaretlerinin yerine noktayı seçmem cevapların aslında bilindiğinin göstergesi olsa da küçük çabam duyulmuyor. velilerimizin desteği de olmasa acaba ben mi sorunluyum diyecek kadar kendimden şüphe duymaya başladığımda inkar edilemez bir gerçek.

cümlelerimin dağınıklığı fikri yorgunluğumdan geliyor. dün sınavdan çıkan çocuklarımın arasında  İngilizceyi ve matematiği eksiksiz doğru yapabile yok. iki ayda sekiz konuyu yetiştirebilmek bile bir mucizeyken tekrar etmek konuları sindirmek kimin haddine.

çabamı gören görüyor. her şeyi de ona bırakmaktan başka elimden inanın bir şey gelmiyor.

şans dileğin dostlar. bu çocuklar eğitimin anlaşılmaz sistemine kurban gitmesin.


3 Kasım 2013 Pazar

karalamalar



Aşk nedir  ki ketçap sıkılıp yenir mi?  Gitti mi aşk yol iz adres bırakmadan?

Cevabım  “hayır”. Aşk ister  çocukluğa vurdurularak görmezden gelelim, ister  okuma yazma bilmediğimizden elimizdeki adresi okumadığımızı itiraf edemeyelim; yanı başımızda her zaman.

Rüzgarın söğüt tohumlarını taşıyışında baharları. Tuz kayası yalamış uzun kulaklı bir oğlağın su yalağına koşmasında. Baykuşun yuvasında belki ya da kaplumbağanın kabuğuna çekilişinde  her korktuğunda. Hiç olmadı bir kurbağa vıraklamasında dere kıyısında. Aşk bizle hala.

Kaybolan şey aşık olanlar. İsa Mesih gibi göğe kaldırılan aşk değil, aşka ev sahipliği yapan bedenler. İsa bile iki bin yıl oldu gideli, aşıklar kim bilir ne zaman dönerler.

1 Kasım 2013 Cuma

kişisel sorunlar

selamlar dostlar

malumunuz enteresan insanım. narsistliği iyi tanımlayan ama biriyle muhabbet sırasında sürekli kendinden bahsederek bıkkınlık doğuran bir narsistim. ya da ...... diyerek örnekler çoğaltılabilir. enteresanlıklarımın bini bir para.

ama biri varki hakikaten acınası."kendimi temize çıkarma". uzmanlık alanlarımdan birisi. eğer vicdan azabı çekiyorsam şıp diye sıyrılma mekanizması-psikolojiye yeni terim- geliştirip akça pakça bir çocuk oluveriyorum.

bu mekanizmalardan biri de kitaplarla alakalı. kitap okumak en büyük tutkum. en yoğun anlarımda dahi mutlaka okurum. zaman yaratır yine okurum. üniversite yıllarımda muhtevası uhreviyat olan eserlerin yanında ayda on beş yirmi kitap bitiriyordum. burası çok güzel hatta gurur verici. ama o on beş yirmi kitabı nasıl tedarik ediyordum? buyrun asıl sorun burda.

ailemden para alamıyordum.  2007 de bursum 160 tl idi ve ev harcamalrı için 100 tl ayırıyordum. 60 tl yol ve şahsi ihtiyaçlarım için ayırmıştım. liseden alışkanlıkla kitapçıları gezerken iştahım kabarıyor ama cebimdeki ayrılmış paranın yetmeyeceğinden kuşkulanarak dışarı çıkıyordum. ateş pahası kitaplar.

cengiz aytmatovun tüm eserleri 200 tl lik bir paketle satılıyordu o zaman. aylık geliri 160 tl olan için büyük para. ama içimde ukde de kalmıştı. arkadaşıma açtım durumu. gel seni bir yere götüreyim dedi. merdiven altı bile sayılamaycak bir mekanda en pahalı kitabın 4 tl olduğunu öğrenince halimi görmeliydiniz. nerden gelir nereye gider bu kitaplar diye sormadan dadanım tüm kitaplara. yıllarca aldım okudum sakladım. aldığım kitapların korsan olduğunu farkettiğimde 42 koli kitabım vardı. o andaki vicdan azabımı tarif edemem. 42 kolilik hırsızlık. ne yapacağımı bilemedim. ve bir hafta içinde yeni bir mekanizma geliştirdim." okumayaydım da  cahil mi kalaydım" şeklinde özetlenecek mekanizamam aslında ne kadar okursan oku eşekliğin baki kalacağının göstergesiydi.

üniversite üçten sonra orjinal kitaba terfi ettim. çok zorlanarak. kitaba param yetmiyor. para bulmak için çalışıyorum. o zaman da kitaba vakit kalmıyor. kütüphaneler ise benim için hiç bir zaman iyi mekanlar olmadı. kitaplar benim olmadı mı okuyamam. yazmalıyım çizmeliyim. parçam olmalı benim o yapraklar.

eve dönerken 29 koli orjinal kitabım olmuştu. hepsi en azından bir kere okunmuştu. - taşırkenki halim içler acısıydı-

şu anda 42 kolilik emek hırsılığı için hala birşey yapmıyorum. o yazarların hakkını nasıl öderim ne yapmam lazım hiç bilmiyorum.

ve beni bu düşüncelere sevk ettiği için sevgili kaan a teşekkür ediyorum. geçen yazısında kürk mantolu madonnadan bahsetmişti. 2 buçuk saatte bitti kitap. alalı bir hafta olmadı daha ama 3.kez okumaya başlıyacağım. okudkça eskiler hortluyor. hortladıkça sıyrılma mekanizmalarım yıpranmış helde çeşitli vızıltılar çıkartarak çalışmaya başlıyor. bakalım sonumuz nereye gidecek.

görüşmek üzere dostlar