20 Temmuz 2013 Cumartesi

Istanbul


Selamlar

Baktım baya bir zaman geçmiş aradan. Yazmak güzel olur dedim. Şimdi klasik tepkiyi vermek istemiyorum ama ramazandan mı yoksa havalar mı sıcak ya da ben bazı melekelerimi kayıp mı ediyorum bilemiyorum. İki kelimeyi bir araya getirip yazamadım işte.

Bu gün itibari ile yıllık iznime çıkmış bulunmaktayım. Odam aldı başını gidiyor. Bir toparlama yapmam gerekiyor ama kafamı kaldırsam bir. Gerisi vallaha kolay J .


Bayram sonrası kardeşimin üniversite kayıtları var. İstanbul a yerleşeceği kesin gibi. Çünkü başka tercih yapmadı. İletişim İstanbul da okunurmuş. Haklı da . O dönemde bende İstanbul a gelirim sanırım. Zamanım yetersiz de olsa Eminönü nde her türlü hastalığı göze alıp-annem küçükken öyle korkutuyordu beni hala etkisi mevcut – haşlanmış mısır yerim sanırım. Demirlerin arkasına geçip balık tutan insanların yanına oturup, onları izleyerek.Ya da  hala bulabilir miyim bilmiyorum ama kaybolduğum bir gün Beyoğlu nda keşfettiğim bir sahafta sararmış kitap kokularını yıllık olarak ciğerlerime doldurabilirim. Oradan bilmem ne kadar yürüyüp ayaklarımın ağrıdan zihnime isyan ettiği dakikalarda Ortaköy de olursam bir kumpir ziyafeti çekebilirim kendime. Belki de balık. Gözüme ne kestirirsem artık.


Sonra ver elini esenler. Geri dönüşü beklemek. Yıllardır İstanbul a gitmeyi beklediğim gibi.  

İstanbul. Aşk şehrim benim. İlk ve sonumla geçirdiğim en hoş anılarda arka plan hep İstanbul. Ya Silivri deki Mimar Sinan ürünü köprü. Ya bir Üsküdar Eminönü vapuru. Ya Anadolu kavağındaki o bol kedili balıkçı köyü. Hepsinde eli elimde. Bazılarında dudağı dudağımda.

“Geçmişe özlem geleceğimizi belirler” demiş birileri. Belki bende anılardaki İstanbul u arıyorumdur. Ya da İstanbul a da vurulduğum için o anılar hep tazedir.

Gidince öğreneceğim sanırım. 



sevgilerle dostlar

8 Temmuz 2013 Pazartesi

fikir üretmece....

selamlar

aklıma birşey geldi dün evde ders çalışırken. cadılar bayramı tarzı bir partiye veya organizasyona katılacaksınız. tek koşul giydiklerinizde sadece bayrağımızın altı rengi olacak. ne aksik ne fazla

ne olurdunuz? ne tasarlardınız?

not : nerden geldi bu fikir aklıma bilmiyorum. sanırım "goboti" ye eşcinsellere yönelik bir tişört tasarımınız varmı sorusunun yanıtsız kalması üzerine tişört tasarlamaya kalkıştım zihnimde. sonra nasıl bir çalışma mekanizması varsa fikir alemimin iş buraya kadar evrildi .

5 Temmuz 2013 Cuma

sosyal medya mı? ne kadar sosyal?

merhabalar

yahu diyordum bu gün de bir meseleye değinmeden gırgırına bir yazı ama ne mümkün :)

efendim. sosyal medyada ne fenomenim ne de öyle bir arzu içerindeyim. işimi görüyor mu? muhabbetimin vesilesi mi? kafi

ama anlaşılan yurdumun güzel eşcinsellerinde farklı etkilere sebebiyet veriyor bu olgu. benim bu kadar takipçim var diyerek sanal alem dostlarıyla iş götüren, sevildiğini düşünen, sosyal olduklarını kendilerine ikna etmiş asosyal bir kitle bildiğimiz bir hegamonya kurmuş durumda.

"benim sözümün üstüne söz söyletmem" diyen "getirdiği yoruma farklı bir bakış açısını kaldıramayan insan eşcinselliğin ruhunu nasıl yakalayabilir ki

biz renklerle farklı düşüncelerle daha güzeliz daha özeliz. buradan sevgilerimi yolladığım bir blogger arkadaşımla son dönem siyasal gelişmeler üzerinde derin git geller yaşadık. sonuç. iki farklı renk birbiriyle çarpıırsa biliniz ki oradan yeni bir renk doğar. bizim de yeni bir rengimiz oldu. ne o ne ben kendi rengimizden taviz vermesek te heybemizde yepyeni bir renk katılmış oldu.

biz nereye gidiyoruz gerçekten.?salt cinsellik salt partiler, klüpler,eğlenceler, neler oluyor? üretenler nerede?tüketim seferberliği ne zaman tükenecek? biri de ben oturdum şöyle bir çalışma yaptım diyecek mi acaba fil dişi kulelerinde oturan modern tabirle " fenomen" olan" ekmek yoksa pasta yiyin " zihniyetçiler.

çok mu radikalim acaba bu konuda ya da ulaştığım 3- 4 kişinin fikriyle kendimi büyük işler başarmış mı hissediyorum? eğer öyleyse bu yanılgıya nasıl kapılıyorum?

yorum dostlarım yorum yoksa benim motor yanacak bu kadar açık

3 Temmuz 2013 Çarşamba

popcorn time .....



Selamlar

Bir film izleme talihsizliğinde bulundum yine. Talihsizlik diyorum çünkü film çok harikaydı. İşlediği metaforlar,  duygulardaki giriftlik, beni uzak ülkelere götürdü. Geldiğimde ise o kadar yol gitmekten mi, yoksa ellerimin hep boş kalacağı gerçeğinin ağırlığından mı tükenmişlikle dolu uzanıverdim yatağa.

“Le Fate Ignoranti”  bahsettiğim film. “cahil periler”. İngilizceye “ the secret life” olarak gayet kısırca çevrilmiş. Yönetmen bir türk olmasaydı, muhtemelen bizde de böyle bir kısır isim çeviri olurdu. Yönetmen türk demiştim. Ferzan Özpetek. “Mine Vaganti” ya da “serseri mayın” da aynı yönetmenin gözünden bize aktarılmıştı.

Gelelim filmimize. Bana çokça sorular sordurdu yattığım yerde. Aşk paylaşılabilir mi? İkiyi bir eden olgu nasıl bölünebilir? Eğer bölünemezse yalan söyleyen mi günahkar, söyleten mi? Ya aşkın diğer yarısını elinde tutmak isteyen… Ona ne demeli?

Dedemin insanları filminde ozan karakterinin büyümüş hali girite giderken gemide “ahh metaforlar çıkın aklımdan” diyor. Özneyi değiştirip yineliyorum aynı ses tonuyla zihnimde” ahh sorular çıkın aklımdan”

 Filmler böyle yapıyor beni. Bedenen bitkin, düşünce yönüyle hırçın. Normaldir belki böyle bir şey. Ama olmasın istiyorum olsun istediğim kadar. Gitler ve geller… Hayatım ayın karşı konulamaz cazibesine kapılmış devasa bir su kütlesiymişçesine  bağımlı gibime geliyor. Elimi tutan olsunda istiyorum gece uyurken, yalnız soğuk yataklarda güne merhaba demekte. Mavi de olmak istiyorum, pembe de. Abartmak istiyorum, söndürmekte.

Facebookta selam verdiğim birine direk soru yağmuruna dediği şey geliyor aklıma “ relax olacaksın”. Mümkün mü?

Not : “neredesin aşkım” videosunu izledim. 86. Saniyede çıkan uzun saçlı sakallı kırmızımsı V yaka tişörtlü  arkadaşa buradan sesleniyorum. “Abi mahvettin beni”. Aynı görüntüyü tekrar tekrar açıp sadece ilgili kısmı izliyorum. Belki tanışırız bir gün. –sanki okuyacak da işte  laf  benimkisi de –

Sağlıcakla dostlar