"(Eşcinsellik, Kafdağının arkası.Herkes için böyle bu.Herkes bu konuda pek rastgele fikirlere sahip.Hatta bütün bildikleri batıl itikad düzeyinde.Ya bizler? bizler ne kadarını biliyoruz kendimizin? Hiç kimsenin yaşamadan bilemeyeceği bu gizli memleketin bizler ne kadar yerlisi sayılırız ki?)"
***
"(Bir cenneti ararken, bir cenneti yitirdim.Artık masum değilim.Değiliz.Hiç kimse...)"
***
murathan mungan ın "Son İstanbul" kitabınının 89 basımından alıntılar efendim.
gelde soru sorma kendine yine
murathan mungan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
murathan mungan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Ağustos 2013 Pazartesi
31 Mayıs 2013 Cuma
göklerde baş tacı olmak...
selamlar dostlar
bir müddet şehir dışındaydım. öncelikle yüksek lisansım için Diyarbakır a oradan da Yiğidimin eşyalarını hazırlamak için Vana geçtim.
Diyarbakır a giderken havaalanı adetim olan D&R ziyaretlerim sırasında Murathan Mungan ın elimde olmayan bir eserini fark ettim ve hemen yapıştım kitaba mal bulmuş mağribi gibi...
"Bir dersim hikayesi" bahsettiğim kitap. eser Murathan Mungan ın derlediği hikayelerden oluşuyor. yaklaşık 25 yazarın kaleminden süzülen anılar hikayeler mevcut eserde.
kitabın ortalarına doğru "lori lori "isimli bir hikayeyi okuyunca bildiğiniz şavtım kaydı. çönce ağzım yüzüm birbirine girdi. sonra gözyaşı seli. tam koridor kıyısındayım ağlayışım canlı yayın gibi. birkaç saniye gecikme ile çevreme yayılıverdi. diğer seride oturan 60 lı yaşlardaki teyzem "Annesini özledi herhal" minvallinde bir kaç söz söyleyince kendime yediremedim. kitabı uzattım. Okudu.
Okudu ama benden beter ağlamaya bana sarılmaya daha önce işitmediğim bir Kürtçeyle birşeyler söylemeye başladı. şaşırdım açıkçası. "kürt değilim kürçem yok denecek kadar az anlamadım özür dilerim" deyince daha bir içli ağlamaya başladı teyzem. " vay benim atama ağlayan benim başım tacıdır" diyerek hepten bir sarılmaya başladı.
sonra muhabbete başlayınca ortaya çıktı herşey. konuştuğu dil zazaca. Diyarbakır da pek kullanılmaz. annesi dersimliymiş. 38 olaylarında zonguldağa sürülmüşler. detaya çok girmedi. ama belli acısı dillere sığamıyor. annesi korkudan zazaca yı unutmuş. bu teyzem - ismini sormak hiç aklıma gelmedi- kocasından öğrenmiş kimliğini anne dilini kocasından öğrenme bahtsızlığını yaşamış.
göklerde başlara tac olmak da varmış dedim yere ayak basar basmaz. hikayedeki meşe kütükleri ruhuma ruhuma hala inmekteydi. oluşan morluklara uçaktaki teyzem merhem sürüyor sürerken de "ya hızır ya ali " nidalarıyla tez elden şifa çağırıyordu.
kitabı ilk fırsatta okumanızı rica ediyorum dostlar
sağlıcakla
bir müddet şehir dışındaydım. öncelikle yüksek lisansım için Diyarbakır a oradan da Yiğidimin eşyalarını hazırlamak için Vana geçtim.
Diyarbakır a giderken havaalanı adetim olan D&R ziyaretlerim sırasında Murathan Mungan ın elimde olmayan bir eserini fark ettim ve hemen yapıştım kitaba mal bulmuş mağribi gibi...
"Bir dersim hikayesi" bahsettiğim kitap. eser Murathan Mungan ın derlediği hikayelerden oluşuyor. yaklaşık 25 yazarın kaleminden süzülen anılar hikayeler mevcut eserde.
kitabın ortalarına doğru "lori lori "isimli bir hikayeyi okuyunca bildiğiniz şavtım kaydı. çönce ağzım yüzüm birbirine girdi. sonra gözyaşı seli. tam koridor kıyısındayım ağlayışım canlı yayın gibi. birkaç saniye gecikme ile çevreme yayılıverdi. diğer seride oturan 60 lı yaşlardaki teyzem "Annesini özledi herhal" minvallinde bir kaç söz söyleyince kendime yediremedim. kitabı uzattım. Okudu.
Okudu ama benden beter ağlamaya bana sarılmaya daha önce işitmediğim bir Kürtçeyle birşeyler söylemeye başladı. şaşırdım açıkçası. "kürt değilim kürçem yok denecek kadar az anlamadım özür dilerim" deyince daha bir içli ağlamaya başladı teyzem. " vay benim atama ağlayan benim başım tacıdır" diyerek hepten bir sarılmaya başladı.
sonra muhabbete başlayınca ortaya çıktı herşey. konuştuğu dil zazaca. Diyarbakır da pek kullanılmaz. annesi dersimliymiş. 38 olaylarında zonguldağa sürülmüşler. detaya çok girmedi. ama belli acısı dillere sığamıyor. annesi korkudan zazaca yı unutmuş. bu teyzem - ismini sormak hiç aklıma gelmedi- kocasından öğrenmiş kimliğini anne dilini kocasından öğrenme bahtsızlığını yaşamış.
göklerde başlara tac olmak da varmış dedim yere ayak basar basmaz. hikayedeki meşe kütükleri ruhuma ruhuma hala inmekteydi. oluşan morluklara uçaktaki teyzem merhem sürüyor sürerken de "ya hızır ya ali " nidalarıyla tez elden şifa çağırıyordu.
kitabı ilk fırsatta okumanızı rica ediyorum dostlar
sağlıcakla
19 Nisan 2013 Cuma
tavşan yazı 2
selamlar dostlar bir tavşan yazıyla daha karşınızdayız :)
geçen yazım da keşiflerde bulunduğumu söylemiştim. bir keşfim de goboti eğer tişörtleri seviyorsanız bence uğramalısınız. her gün bir tasarım indirime giriyor ve sınırlı sayıda üretilen ürünler kargo ücreti tahsil edilmeden adrese yollanıyor. bu sabah siparişim elime ulaştı gerçekten hoşuma gitti. sadece keşke kargoya daha hızlı verilse diyorum ama tüm bu artıların arasında kaybolup gidiyor.
pazartesi yolculuk başlıyor. yüksek lisans vizelerim başlıyor. 10 gün diyarbakırda olacağım. eski günleri yad edeceğiz anlaşılan.
Murathan Mungan ın son İstanbul kitabını bitirmek üzereyim. benden büyük bir eser. kardeşim izmir sahaflarından bulup tutuşturdu elime. "bu da senden kalemlerinizde benziyor. olayları görüş açılarınız. sevdim sende külliyatı vardı sanırım bunun versene bi kitap bak bende sana bunu veririm" diyor. biliyor eski kitaplara zaafımı. sadece kokusu bile beni derin düşlere
ve bir dizi daha bitti. spartacus diyorum. bitirdik diziyi güzeldi izletti. agron ve nasir ikilisi bizim birer elçimizdi dizide. ve finalde...... neyse ip ucu vermeyelim ki izlemek için farklı zamanları kollayan arkadaşlar için kötü olmasın
ve son olarak benim bol yeşillikli bloğuma misafir yazarlar almayı düşündüm. bir kaç blog sahibine açtığımda bu konuyu sağ olsunlar hepsi desteklediler. tasarımımız şu şekilde olacak genel yaşamda kullandığımız çok basit fiilleri açıklayan bir yazı -ya da önlünüzden ne geçiyorsa- sayfa ekleriyle beraber -resim müzik gibi- bana ulaştırılınca bende sizlerle paylaşacağım.
blog sahiplerinden sevgili beyaz ın ilk yazısı elimde şu anda ilk fırsatta sizlerle buluşturmayı hedefliyorum. "gitmek" kelimesinin ondaki yansımalarını istemiştik. o da kırmadı sağ olsun.
son demiştik ama bir ekleme daha geçenlerde izlediğim" now is good" filmi hakkında film konu olarak güzel fakat ben filmi işleyiş bakımından tatmin edici bulmadım. yanılıyor da olabilirim. aynı anafikre "sahip kız kardeşimin hikayesi " çok daha akışkan bir anlatıma sahipti. bir de filmdeki esas oğlan yeterince jeremy ırvine yeterince dikkat dağıtıcıyken Dakota fanning biraz geride buldum ki bu bir eşcinsel için gayet normal sanırım. jeremy irvine se "war horse" filminde çok dikkat çekici değilken bu filmde daha bir serpilmiş. hele ki paylaştığım resim....
güzel zaman dilimleri dostlar....
geçen yazım da keşiflerde bulunduğumu söylemiştim. bir keşfim de goboti eğer tişörtleri seviyorsanız bence uğramalısınız. her gün bir tasarım indirime giriyor ve sınırlı sayıda üretilen ürünler kargo ücreti tahsil edilmeden adrese yollanıyor. bu sabah siparişim elime ulaştı gerçekten hoşuma gitti. sadece keşke kargoya daha hızlı verilse diyorum ama tüm bu artıların arasında kaybolup gidiyor.
pazartesi yolculuk başlıyor. yüksek lisans vizelerim başlıyor. 10 gün diyarbakırda olacağım. eski günleri yad edeceğiz anlaşılan.
Murathan Mungan ın son İstanbul kitabını bitirmek üzereyim. benden büyük bir eser. kardeşim izmir sahaflarından bulup tutuşturdu elime. "bu da senden kalemlerinizde benziyor. olayları görüş açılarınız. sevdim sende külliyatı vardı sanırım bunun versene bi kitap bak bende sana bunu veririm" diyor. biliyor eski kitaplara zaafımı. sadece kokusu bile beni derin düşlere
ve bir dizi daha bitti. spartacus diyorum. bitirdik diziyi güzeldi izletti. agron ve nasir ikilisi bizim birer elçimizdi dizide. ve finalde...... neyse ip ucu vermeyelim ki izlemek için farklı zamanları kollayan arkadaşlar için kötü olmasın
ve son olarak benim bol yeşillikli bloğuma misafir yazarlar almayı düşündüm. bir kaç blog sahibine açtığımda bu konuyu sağ olsunlar hepsi desteklediler. tasarımımız şu şekilde olacak genel yaşamda kullandığımız çok basit fiilleri açıklayan bir yazı -ya da önlünüzden ne geçiyorsa- sayfa ekleriyle beraber -resim müzik gibi- bana ulaştırılınca bende sizlerle paylaşacağım.
blog sahiplerinden sevgili beyaz ın ilk yazısı elimde şu anda ilk fırsatta sizlerle buluşturmayı hedefliyorum. "gitmek" kelimesinin ondaki yansımalarını istemiştik. o da kırmadı sağ olsun.
son demiştik ama bir ekleme daha geçenlerde izlediğim" now is good" filmi hakkında film konu olarak güzel fakat ben filmi işleyiş bakımından tatmin edici bulmadım. yanılıyor da olabilirim. aynı anafikre "sahip kız kardeşimin hikayesi " çok daha akışkan bir anlatıma sahipti. bir de filmdeki esas oğlan yeterince jeremy ırvine yeterince dikkat dağıtıcıyken Dakota fanning biraz geride buldum ki bu bir eşcinsel için gayet normal sanırım. jeremy irvine se "war horse" filminde çok dikkat çekici değilken bu filmde daha bir serpilmiş. hele ki paylaştığım resim....
güzel zaman dilimleri dostlar....
13 Ocak 2013 Pazar
çay ve biz
yeniden merhaba ;
biraz yaşadığım gel gitlerden bahsetmek istiyorum bugün.
mesleğim dolayısıyla sürekli konuşuyorum ve bu mevsimde boğazınızı iyi korumazsanız malesef faranjit veya benzeri hastalıklara tutulmanız işten bile değil. bundan dolayı sıksık sıcak içeceklerle boğazı yumuşatma gereği duyuyor insan. ve çay en hızlı ulaşılabilir olduğundan günde 7 8 bardak çay tüketmek demek oluyor bu.
7 8 bardak dile kolay son bardak çayın mide bulandırıyor olması gerekiyor normalde ama öyle değil. çünkü çayı demleyen hem salt çay olmasın hem de kış günü yazık bunlar üşür hasta olur deyip çayın içine karanfil veya bazen zencefil çubuk tarçın atıyor ya da bunları çeşitli kombinasyonlarla birleştirip eklemede bulunuyor. ve her gün içtiğimiz çay zevkli hale geliyor.
eskiden günde 2 bardak çay içemezdim yaklaşık 8 yıldır şekerli içecekler tüketmediğimden -arada ufak cola kaçamakları oluyor ama onlarda sıfır şeker denilenlerden- tat çok yoğun geliyordu.
neden anlatıyorum. "yahu ımtırak çay çay canımız çay çekti" diyor olabilirsiniz. ben burdan bi ders çıkardım kendime.
kendimiz değiştirmezsek ya da ekstra tatlar eklelezsek kendimize bir yerden sonra sıkıcı olabiliyoruz. kendimizi yenilemek yeni özelliklerle donanmak karşımızdakinin bizden daha farklı tatlar almasını sağlıyor. aradaki bağlar ,dostluklar, aşklar kuvvetleniyor.
bir de bu dersin bizcesi var. biz eşcinseller bu toplumun sakat kız çocukları gibiyiz. kız çocuğunun toplumsal kıymeti sizce zaten malumdur üzerine de engellilik halini ekleyin . ben toplumdaki konumumuzu böyle tahayyül ediyorum.
kendimizi sevdirmek zorunda değiliz ama yine de toplumsal uyum içerisinde olmak bizim istikbalimiz açısından çok daha önemli . bu yüzden zaten bence eşsiz olmasına rağmen genel için buruk olan tadımızı güzel kılmak durumundayız ki böylece bırakın içmeyi koumuza katlanayan insanlar dahi bizden br iki yudum alabilsin
murathan mungan çoğu kişi kaleminin gücünden cinsel tercihini görmüyor ya da önemsemiyor bile çünkü her an farkli tatlar katarak ikram ediyor kendini
ben bugün tarçınlı karanfilli çayımdan 6. bardağımı içerken yazıyorum bu yazıyı bi 3- 4 tane daha deviririm sanırım.
ve çevremede aynı hazzı yaşatmak istiyorum.
her dem farklı kokular saçmamız dileğiyle....
not: bu arada düşüncelerimi çok fazla düzenlemeden aktardım size kusurumu affedin
biraz yaşadığım gel gitlerden bahsetmek istiyorum bugün.
mesleğim dolayısıyla sürekli konuşuyorum ve bu mevsimde boğazınızı iyi korumazsanız malesef faranjit veya benzeri hastalıklara tutulmanız işten bile değil. bundan dolayı sıksık sıcak içeceklerle boğazı yumuşatma gereği duyuyor insan. ve çay en hızlı ulaşılabilir olduğundan günde 7 8 bardak çay tüketmek demek oluyor bu.
7 8 bardak dile kolay son bardak çayın mide bulandırıyor olması gerekiyor normalde ama öyle değil. çünkü çayı demleyen hem salt çay olmasın hem de kış günü yazık bunlar üşür hasta olur deyip çayın içine karanfil veya bazen zencefil çubuk tarçın atıyor ya da bunları çeşitli kombinasyonlarla birleştirip eklemede bulunuyor. ve her gün içtiğimiz çay zevkli hale geliyor.
eskiden günde 2 bardak çay içemezdim yaklaşık 8 yıldır şekerli içecekler tüketmediğimden -arada ufak cola kaçamakları oluyor ama onlarda sıfır şeker denilenlerden- tat çok yoğun geliyordu.
neden anlatıyorum. "yahu ımtırak çay çay canımız çay çekti" diyor olabilirsiniz. ben burdan bi ders çıkardım kendime.
kendimiz değiştirmezsek ya da ekstra tatlar eklelezsek kendimize bir yerden sonra sıkıcı olabiliyoruz. kendimizi yenilemek yeni özelliklerle donanmak karşımızdakinin bizden daha farklı tatlar almasını sağlıyor. aradaki bağlar ,dostluklar, aşklar kuvvetleniyor.
bir de bu dersin bizcesi var. biz eşcinseller bu toplumun sakat kız çocukları gibiyiz. kız çocuğunun toplumsal kıymeti sizce zaten malumdur üzerine de engellilik halini ekleyin . ben toplumdaki konumumuzu böyle tahayyül ediyorum.
kendimizi sevdirmek zorunda değiliz ama yine de toplumsal uyum içerisinde olmak bizim istikbalimiz açısından çok daha önemli . bu yüzden zaten bence eşsiz olmasına rağmen genel için buruk olan tadımızı güzel kılmak durumundayız ki böylece bırakın içmeyi koumuza katlanayan insanlar dahi bizden br iki yudum alabilsin
murathan mungan çoğu kişi kaleminin gücünden cinsel tercihini görmüyor ya da önemsemiyor bile çünkü her an farkli tatlar katarak ikram ediyor kendini
ben bugün tarçınlı karanfilli çayımdan 6. bardağımı içerken yazıyorum bu yazıyı bi 3- 4 tane daha deviririm sanırım.
ve çevremede aynı hazzı yaşatmak istiyorum.
her dem farklı kokular saçmamız dileğiyle....
not: bu arada düşüncelerimi çok fazla düzenlemeden aktardım size kusurumu affedin
7 Ocak 2013 Pazartesi
potansiyel güç
Murathan Mungan ı bilirsiniz. Edebiyatın bizcesinden bukatler de sıkıştırır eserlerine. kendini anlatır ya da kendi gibileri Eldivenler , Hikayeler adlı eserini epey bir zaman önce okumuştum- zaten bir solukta bitiveren birşey- ama orda karşılaştığım bir hikayanin ben,m üzerinde değişik anlamlar ifade edeceğini hiç düşünmemiştim ..."ansızın her şey" adlı öyküsünde Mungan fiziksel sebeplerden ötürü erkek cazibesini geç farkeden bi delikanlının bu güc nasıl bir silah olarah kullandığından bahseder.-ya da ben öyle anladım yanıldıysam Murat Bey in affına sığınıyorum-
kontrol altına alınmamaış ve olur olmaz heryerde kullanılmaya hazır bir yıkıcı güç arkek cazibesi...
böyle bir gücümün olduğunun yeni farkına vardım. gerçekten çok tehlikeli oldduğuna karar verdim . yanılıp yanılmadığımı anlamak için olayı bir de sizlere anlatmak istiyorum

havaalanında check in işlemleri sırasında ağzının içine düşücekmiş atmosferi yaratan bayan görevlilerden oldum olası gıcık kapmışımdır. -erkek oldumu muhtemelen aynı duyguyu memrlar yaşıyor ama karıştırmayalım orayı :) -
izmir den kalkan uçağıma yetişmek için valizimi nasıl doldurduğumu bilmiyorum 4 kilo bi fazlalı olduğunu havaalanında öğrendim. gayri ihtiyari ödemem gereken ücreti yanımdaki nakiti kredi kartımdaki limiti düşünürken birden görevli bayanla göz göze geldim ve şimşekler şimşekler
üstde bahsettiğim hikaye zihnime hücum etti. nasılsa bu ücret ödenecek denemekten ne kaybederim ki deyip bayana karşı olan psikolojik hareketımı başlattım.
ses tonumdaki değişikliğe kendim bile inanamadım ama işe yaradı. ilk defa bir bayana kur yaptım ve tuttu .
hem ne tutmak ekstra bagaj ücreti almadan milletin üçer üçer oturdu uçakta -en arkada olsa da -tek başına seyehat. defalaece gidip geldiğim yolun en keyiflisiydi. :)
hadi canım bukadar da tesadüf olmaz deyip bir kaç kere daha denedim ve sonuç mükemmel...
evet bu silahı yeni keşfetmiş biri olarak ilk başta keyif alsam da şu an "tehlikenin farkında mısın " çanları kulaklarımda çalıyor.
dur demeli miyim ki ....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
